AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Christian Ryder

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
A. Christian Ryder
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
avatar

Mesaj Sayısı : 70
Gerçek İsim : Çağatay
Sihirsel Soy : Safkan
En Belirgin Özellik : Dost canlısı :D
Rpg Puanı :
90 / 10090 / 100
Düello Gücü :
0 / 1000 / 100

MesajKonu: Christian Ryder   Ptsi Mayıs 30, 2011 7:05 pm

"1.Bölüm~Olayların Başlangıcı"


"Ölümün benim elimden olacak Sirius. Aileni öldürdüğüm gibi senide öldüreceğim."
"O gün. Ailemi öldürdüğün gün. Seni öldüreceğime ant içtim. Ya seni ben öldüreceğim ya ben öldüreceğim. Başka çıkar yok."
Telefonun ucunda ki bir kahkaha patlattı. Sabrım iyice taşıyordu. Adam yine gülerek konuşmaya başladı.
"Demek aileni nasıl öldürdüğümü hatırlıyorsun. Eğlenceli işti."
"Eğlenceni ölümünle bozacağım."
"Hayata elveda de."
Adam bir kahkaha daha patlattı. Tam bir şey daha söylemek için ağzımı açtım ki sırtımda bir acı, bir yanma hissettim. Ses çıkaramadım. Gözlerimden yaşlar boşaldı ve ağzımdan kan gelmeye başladı. Dizlerimin üzerine çöktüm ve elimdeki ahizeyi düşürdüm. Evet. Doğru. Vuruldum. O hain beni arkamdan vurmuştu. Sırt üstü yere düştüm.



"Hayırrrr!"
Yine o kabus. Ailemi, en sevdiğim iki varlığı, anne ve babamı elimden alan adam bu sefer beni öldürüyordu. Yıllardır her gece görüyordum bu kabusu. Görmediğim bir gecem yoktu. İçimde kopan fırtınayı daha da tetikliyordu bu kabus. İntikam duygum bombanın patlayıp her yeri dağıttığı gibi tüm düşüncelerimi dağıtıyordu. Sadece almak istediğim intikamı düşünüyordum.Buna artık dayanamazdım. O günü hiç bir zaman unutmuyorum. Annemin bana son bir kez göz kırpışını. Babamın son bir kez el sallayışını. İşe giderken veda ettiği zamanlarda da hep el sallardı bana. -Seni çok özleyeceğim evlat. Anneni sakın üzme- derdi. Eli düşüp ikisininde hareketsiz yattığını görünce tam olarak anlamıştım öldüklerini. En başta nasıl anlayabilirdim ki? Dört yaşında bir çocuktum daha. Kendi çocuk dünyamda oyuncaklarımla eğleniyordum. Onlarda benim dünyamın kurtarıcıları, kurucuları gibiydi...

Cenaze töreninin vakti gelmişti. Onları son bir kez görmenin umudu vardı içimde. Ama bunun gerçekleşmeyeceğini bilmiyordum elbette ki. Cenazeye götürülmem bile tartışma konusu olmuştu büyükler arasında. Başlamışlardı çukuru kazmaya abiler, amcalar. Mezarlar kazılmış tabutlar yerleştirilmişti. Anneminde, babamında toprakları aynı anda kapanıyordu. Atılan her toprakta benimde umutlarım tükeniyordu. Onlarla ileride geçireceğim her vakit, onlarla alacağım her nefes o toprağın altında kalıyordu. Mezar tamamen kapandığında artık kendimde değildim. Attığım çığlıkla mezara koşuşum, toprağın üstüne kendimi bırakışım... Belki 4 yaşındaydım ama yüreğim bir yetişkin gibiydi. Ailemi kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. Teyzem yanıma koştu ve beni kucağına aldı. Gitmek istemiyordum. Kucağında debeleniyor mezara gitmek istiyordum. Ama teyzem bırakmıyordu. Ben ağladıkça O da ağlıyordu. Hayatta teyzemden başka kimsem kalmamıştı.

O zamandan bu yana 20 sene geçmişti. Şimdi 24 yaşındaydım. Orta okulu bitirene kadar teyzem büyütmüştü beni. Olmayan annem, olmayan babam olmuştu bana. Onun çocuğu olmadığı için dahada titremişti üstüme. Ne yapsam hakkını ödeyemezdim. Daha sonra ise askeri okulu kazanarak yurt dışına gittim. Okulum boyunca tüm dövüş sanatlarını, tüm silahları, tüm öldürme tekniklerini ve bir çok şeyi öğrenmiştim. Üstlerim bu hırsımın nedenini merak ediyorlardı. Kimseye tek kelime etmiyordum. Düşündüğüm tek şey, hırsımın tek nedeni en sevdiğim iki varlığı elimden alan o adamdan intikamımı almaktı. Beş sene sonunda okulum bitmişti. Orduya yazılmak istiyordum ama üstlerim buna izin vermedi. Beni okulda başarılarım arttığı vakitten bu yana CIA'in izlediğini söylediler. Benden ajan olmamı istiyorlardı. İntikam almak için elime büyük bir fırsat geçmişti. Hemen kabul etmiştim. Bir sene serbest takılacak ondan sonra ajanlık için sınavlara girecektim. Bunu kız arkadaşımla paylaşmak için yemeğe çıkacaktık bugün. Bu kadar düşünce yeterdi artık yataktan kalkmalı ve hazırlanmalıydım.

Yataktan doğrularak dışarıda ki o güneşli havayı ve birbirleriyle oynayan birbirinden tatlı çocukları izlemeye koyuldum. Onları izledikçe kendi küçüklüğümü hatırlıyordum. Bu kadar moral bozukluğu yeterdi. Camdan bakmayı bıraktım ve üstüme bir kot pantolon, kot pantolona uyacak şekilde rahat bir t-shirt giydim. Kapüşonlularımdan birini de giyerek hazırlandım. Bugün hayatımda ki en önemli ve en değerli varlıkla kız arkadaşım Rose ile buluşacaktım. Küçük balkonlu, Gökyüzünü andıran mavi renkli ve birbirinden farklı motiflerle süslü duvarı olan, özenle düzenlediğim odadan çıktım ve mutfağa kahvaltı etmek için uyuşuk adımlarla gittim. Biraz yemek yemek fena olmazdı. Dolabı açtım ancak yiyecek hiç bir şey yoktu. "Hay aksi. Bir de bu eksikti." Alışveriş yapmayı yine unutmuştum. Bu dalgınlıkla daha neler unuttum bilmiyordum. Aç karnına keyifsiz bir şekilde evden çıktım ve kız arkadaşımla buluşacağım Londra'nın en sevdiğim mekânlarından Rosie’s Cafe Deli'ye giden otobüse bindim.

Dışarıda güneşi gören herkes kendini dışarı atmıştı. Cafe ye geldiğimde oldukça kalabalıktı. Her zaman gittiğimiz için bize özel bir masa vardı. İşte bunu seviyordum. Rose orada beni bekliyordu. Yanına giderek yanağına bir öpücük kondurdum. "Merhaba hayatım. Çok bekletmedim ya." O'na karşı her zaman dürüsttüm ancak gördüğüm kâbustan hiç bir zaman bahsetmemiştim. Üzülmemi asla istemezdi. Gülümsedi ve "Merhaba canım. Bende on dakika önce geldim." O'nun gözlerine baktıkça annemin son göz kırpışı gözlerimin önüne geliyordu. Ama kendimi kaybetmedim. Yiyecek bir şeyler söyledik ve derin bir sohbete başladık. Konuşmayı her şeyden çok seviyorduk.

Yarım saat geçmişti. O anda dışarıda bir gürültü koptu. Herkes dışarı bakıyordu. Dışarıda ise büyük bir kalabalık vardı. Bende merak ediyordum ve Rose'e gülümseyerek "Hemen geliyorum canım." Rose endişeli görünüyordu. O'nu rahatlatarak dışarı çıktım. Kalabalığın arasından görüş açısı bulmak için öne doğru geldim. Yerde kanlar içinde biri vardı. Sırt üstü düşmüştü. Sirius bu adamı görünce yine o kâbusu hatırladı ve içinde bir fenalık oluştu. Polis geldi ve kalabalığı dağıttı. Bende tekrar cafeden içeri girdim ve masamıza döndüm. Ancak Rose orada değildi. Lavaboya gitmiştir diye düşündüm ama çantası ve paltosu hiçbiri ortada yoktu. Tam garsonlardan birine soracaktım ki masada bir zarf vardı. Zarfın üstünde büyük harflerle “SİRİUS’A" yazıyordu. Zarfı bir yırtmayla açtım ve içindeki mektubu çıkardım. Kâğıtta aynen şöyle yazıyordu:

"Merhaba Sirius! Beni hatırladın mı? Hatırlamanı beklemiyorum doğrusunu istersen. 20 sene oldu. Belki şimdi hatırlarsın. O gün hepinizi öldürmek istiyordum ama sen orda değildin. Yani ben öyle sanıyordum. Ama ben yarım kaldığım işi bitiririm. Seni de öldüreceğim. Kız arkadaşın şuan için misafirimiz. Haberin olsun istedim. O'nu kurtarmak istiyorsan belli bedelleri ödemek zorundasın. Şimdilik bu kadar."

Koltuğa çöktüm. Boş boş elimdeki nota bakıyordum. Bu gördüğüm kâbusun bir işaret olduğunu biliyordum. Şuan içimde türlü türlü şeyler vardı. İkinci kez karşıma çıkmıştı o adam. Yine hayatımda bulunan en değerli varlığı almıştı. Boş bakışlarım artık gözünü intikam bürümüş bir insanın bakışlarına dönmüştü. Yumruğumu sıktım ve tüm gücümle masaya bir yumruk indirdim. Masada ne varsa yere düştü. Hala sıkılıydı yumruğum. Damarlarım iyice belirgin bir hal almıştı. Patlamaya hazır bir volkan gibiydim. Yerimden doğruldum ve kapıyı çarparak cafeden çıktım. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi, şuan da hiçbir şey bilmiyordum. Tek bildiğim olayların başlamasıydı...

------------------------------------------------------------------------------

"2.Bölüm~Her Şey Değişiyor"


Rose'm, hayatımın anlamı. Hayatımda ki en değerli varlık. Kaçırılalı bir hafta olmuştu. Sürekli mektuplar alıyordum. Hepsi de o lanet olası adamdan, Rose'i kaçıran adamdandı. Bir iz sadece bir iz. O adama dair bir iz. Hiçbir şey yoktu. Bir iz bulabilsem, elime bir fırsat geçse. Ama o fırsat bir türlü gelmiyordu. O'nu o kadar çok özlüyordum ki. Rose! Şimdi ne yapıyordu acaba?

1 haftada çok şey değişmişti. İnsanlığa, hayata küsmüştüm. Tek düşündüğüm Rose'di. Her şeye küsmekle kalmayıp iyice saldırgan bir hal almıştım. Ters ve sinirli cevaplar veriyor, ne varsa kırıp dökmek istiyordum. 1 hafta daha geçti. 1 hafta daha. Mektuplar gelmeye devam ediyordu. Ben ise iyice berbat bir hale bürünüyordum. Belki de istediği buydu. Beni mahvetmek. Belki de başarıyordu. Hatta başarmıştı. Günlerdir uyumakta bile güçlük çekiyordum. Oysa derin bir uykuya o kadar çok ihtiyacım vardı ki. En iyisi ilaç almaktı. Uyku ilacından içtim ve yatağıma yattım. Derin bir uykuya dalıyordum. Gözlerim ağır ağır kapanıyordu. Evet, işte nihayet o derin uykudaydım. Her şeyden uzak derin bir uyku. Saatler geçiyordu ama farkında değildim. Kafamın içinde yükselerek gelen sesler gelmeye başladı. Sesler iyice belirginleşip şimdi görüntüler geliyordu. O da ne? Annem ve babam karşımda duruyordu. İkisi de bana gülümsüyordu. Annem yine göz kırpıyor babam ise el sallıyordu. Annem ve babam ikisi birden bana bakıp "Kendini bırakma oğlum. Sakın kendini bırakma."

"Gitmeyiiiin!"
Yataktan fırladım. Alnımdan terler boşalıyordu. Tek hatırladığım anne ve babamın söyledikleriydi. Haklılardı. Kendimi bırakmamalıydım. O rüya beni değiştirdi. Eskisinden daha farklı biri olmuştum. Artık sadece intikam için çalışacaktım. Gerçekten de her şey değişiyor...

-----------------------------------------------------------------------------------
"3.Bölüm~Acı son"

Tamamen değişmiştim. Eski Sirius'tan eser kalmamıştı. Sadece intikam almayı, o adamı öldürmeyi düşünüyordum. Her gördüğüm insanı O sanıyordum. Saldırganlığım artmıştı. Ancak sinirlerime hâkim olmayı başarıyordum. Bu şimdilik yeterdi. Üstümü değiştirdim ve her zaman yaptığım gibi odamın sokağa bakan küçük penceresinden dışarı izlemeye koyuldum. Sonbaharın gelmesiyle ağaçların hepsi yapraklarını dökmüş havalar soğumuştu. O sırada ağaçların birinin altında bana doğru bakan birini gördüm. Yâda öyle sanıyordum. Ama yok. Evet, o adam bana bakıyordu. Benim O'nu fark ettiğimi anlamış olmalı ki hemen arkasını döndü. Ancak bu işte bir iş vardı. Öyle bir hızla balkon kapısını açıp demirlerden aşağı inmiştim ki ne yaptığımın farkında değildim. Aldığım eğitimler faydasını gösteriyordu. Adam kaçmaya başlamıştı. Bende peşinden deli gibi koşuyordum. Vücudumu ileri attım ve adamı belinden tutup geriye çektim. İkimizde düştük. Hemen ayağı kalktım ve silahımı çıkararak adamın alnına doğrulttum. Gözlerim kanlanmış adeta yuvalarından fırlayacaktı. Boş bir arazideydim. Adamın kim olduğunu bilmiyordum. Tek düşündüğüm bu adamın intikam almaya yemin ettiğim adamla bağlantılı olmasıydı. Gözlerimi yine adama diktim ve bağırdım. "Kimsin sen?!" "Seni kim yolladı?" "Beni niçin gözetliyorsun?" Art arda sorular yöneltiyordum. İnanılmaz bir sinir vardı içimde. Adamın gözleri dolmuştu. Ağlamaklı bir sesle "Adım Peter. Seni gözetlenmem istendi benden. Ama kimin yolladığını söyleyemem." Sinirlerim iyice bozulmuştu. Bu adamı her an öldürebilirdim. Ama sinirlerime hâkim olmak zorundaydım. Soruyu tekrarladım ancak adamın konuşmaya niyeti yok gibiydi. Bu sefer inanılmaz yüksek sesle bağırdım ve silahı bir el ateşledim. Bu sefer işe yaramıştı sanırım. Adam konuşmaya hazırlanıyordu. "Beni-i-i Leonard yolladı. Beni o yolladı. Ne olur bana bir zarar verme." Biraz rahatlamıştım. Sesimi biraz daha alçaltarak sordum "Leonard kim?" Silahı biraz uzaklaştırdım. Adam rahatlamış görünüyordu. Gözyaşlarını silerek "Bende tanımıyorum. Bana isminin bu olduğunu söyledi. Seni izlemem için bana para verdi. Çok para. Beni bulursan sana bunu verme mi istedi." Elini cebine attı ve bir yüzük çıkardı. Siyah taşlı bir yüzüktü. Sirius bu yüzüğü hemen tanıdı. Bu yüzük o adama aitti. Aradığı adama. O sırada yerde ki adamın telefonu çalıyordu. Telefonun ekranında Leonard yazıyordu. Sirius hemen telefonu aldı ve açtı. Leonard "Demek adamımı yakaladın. Bu iş çok uzadı. Seni yarın aileni öldürdüğüm yere bekliyorum. Eğer gelebilirsen."
Bir şey demeye kalmadan telefon kapandı. Telefonu yere çarptım. Telefon parçalara ayrılmıştı. Artık ne yaptığımı bilmiyordum. Silahın tepesiyle yerdeki adamın ensesine vurdum. Adam bayılmıştı. Hemen koşarak eve döndüm...

Beklediğim an gelmişti. Annem ve babamın öldürüldüğü eski evimizdeydim. Ev evlikten çıkmış bir harabelik olmuştu. Bir çatırtı duydum. Şişman ancak yaşına göre oldukça çevik siyah gür saçlı bir adam karşımda duruyordu. Bu O'ydu. Leonard yâda ismi neyse. Pis pis sırıtarak "İşte buradayım. Demek geldin. O gün senin orada olduğunu bilseydim. Yaşamana asla izin vermezdim. Bugün seni öldüreceğim. Hazırlan. Seninle silahsız, teke tek, ölümüne dövüşeceğiz. Seni bir böcek gibi ezeceğim. Hazır ol Sirius. Bu gece anne ve babanın yanına gidiyorsun." Yumruklarımı sıkmış adama intikam dolu gözlerle bakıyordum. "Bugünün geleceğini biliyordum ve iple çekiyordum ancak bir tek sorum var?" "Beni nasıl buldun?" "Okuduğun okulda adamlarımın olmadığını mı sanıyorsun? Sen o okula bastığın andan beri seni izlettiriyordum. Şimdi bırak bunları da dövüş." Silahımı bir kenara bıraktım ve büyük bir gürültüyle adama doğru koştum. Sağ yumruğumla suratına sert bir kroşe indirdim. Adam ne olduğunu anlamadan kendini yerde buldu. Feleği şaşmıştı. Yıkılan bir bina gibi çökmüştü. Şöyle bir kafasını salladı ve beni ayaklarımdan tutarak yere düşürdü. Üstüme çıktı ve beni yumruklamaya başladı. O vuruyor ben kendimi savunmaya çalışıyordum. Burnuna kafa attım. Kanlar bardan boşanırcasına yağan yağmur misali boşalıyordu. Sonra ellerini boğazımda hissettim. Beni boğmaya çalışıyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Bende hemen ellerimi onun boğazına doladım. İkimizde büyük bir kuvvetle sıkıyorduk. Gözlerim kapanıyordu. Sanırım ölüyordum. Ama hayır ben ölmeden O ölmeliydi. Bir tekme savurdum ve Leonard yana düştü. Hemen üstüne atladım. Ancak omzumda bir acı hissettim. Atladığım sırada bana bıçak saplamıştı. Bıçağı çıkardım ve bir feryat kopardım. Canım acımıştı. Bir an Leonard'ın ayağa kalkmaya çalıştığını gördüm. Ancak bana bakmıyordu. Bıçağı aldım ve doğruca Leonard'a fırlattım. Leonard büyük bir acı çığlığı koy verdi. Yere düştü. Hemen kalktım ve üstüne atladım. Ellerimi boğazına sardım. Bu sefer O'nu öldürecektim. Ellerimi adamın boğazından çektim. Leonard dili dışarıda ve kafası yana düşük yatıyordu. Evet. Ölmüştü. O'nu öldürmüştüm. İntikamımı almıştım. O sırada arkadan tiz bir kadın sesi bağırdı
"Yoo! Hayırr! Bunu yapmamalıydın Sirius!" O anda bir el ateş sesi duydum. Sırtımda bir acı ve yanma hissettim. Gözlerimden yaş boşalmaya başladı. Bir şey söylemeye kalmadan bir el ateş daha geldi. Sırtımda bu sefer daha büyük bir acı hissettim. Ağzımdan kan akmaya başlamıştı. Evet ölüyordum. Elimi sırtıma götürdüm ve sırt üstü yere düştüm. Yanıma bir kız yaklaşmıştı. Acıyla kıstığım gözlerimi açarak kıza baktım. "Olamaz!" Sesim zor çıkıyordu. Evet O’ydu. Beni vuran kız Rose'ydi. Bu nasıl olurdu? Son nefesimi verdim ve soluğum kesildi. Öldüm. Ebedi yolculuğa çıktım.

Gerçekten de bu bir "Acı Son!"


*Rp başka bir rpg sitesinde kullandığım karaktere aittir sitenin linkini ve kullanıcı adımı verebilirim.


En son A. Christian Ryder tarafından Çarş. Haz. 01, 2011 9:46 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adrasteia Quiwen
Durmstrang V. Sınıf
Durmstrang V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1865
Gerçek İsim : Ayşin.
Sihirsel Soy : Safkan.
Özel Yetenek : Çataldil.
En Belirgin Özellik : Kibri ve umursamaz tavırları.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Christian Ryder   Salı Mayıs 31, 2011 2:13 am

Rpde isminiz geçmediğinden kanıtlamalısınız.



    *Teşekkürler Aykut.*

    Bir insan Aylin kadar harika olmasın, cidden olmasın. Teşekkür ederim ortaak, öptüm şap şup.
    Özel mesaj atabiliyorum artık ama yine de buralardan da ulaşabilirsiniz:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adrasteia Quiwen
Durmstrang V. Sınıf
Durmstrang V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1865
Gerçek İsim : Ayşin.
Sihirsel Soy : Safkan.
Özel Yetenek : Çataldil.
En Belirgin Özellik : Kibri ve umursamaz tavırları.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Christian Ryder   Salı Mayıs 31, 2011 1:42 pm

Bahsi geçen sitedeki Diana Swennie Rosenbaum'a Alexander Sirius Westwood üyeliğiniz ile mesaj atarsanız değerlendirmenizi yapacağım.^^



    *Teşekkürler Aykut.*

    Bir insan Aylin kadar harika olmasın, cidden olmasın. Teşekkür ederim ortaak, öptüm şap şup.
    Özel mesaj atabiliyorum artık ama yine de buralardan da ulaşabilirsiniz:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adrasteia Quiwen
Durmstrang V. Sınıf
Durmstrang V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1865
Gerçek İsim : Ayşin.
Sihirsel Soy : Safkan.
Özel Yetenek : Çataldil.
En Belirgin Özellik : Kibri ve umursamaz tavırları.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Christian Ryder   Çarş. Haz. 01, 2011 2:39 pm

    Betimleme: 25/30
    Renk ve Paragraf Düzeni: 7/10
    Uzunluk: 5/5
    İmla Düzeni: 9/10
    Anlatım: 30/30
    Kurgu: 14/15
    Toplam: 90

    Kanıtlandı, sabrın için teşekkürler.
    Renklendirmeler uygun değildi. Mat renkler tercih etmeye çalış ve sadece iki renk kullan; ana karakterin konuşmaları ve yan karakterler olmak üzere. Sadece kastedilen yaratıcı ise ‘o’ büyük harf ile yazılır. Cafe yerine kafe denilmesi uygun olurdu. Bir yerde üçüncü şahsın ağzından anlatıma geçmiştin. Onun dışında bozukluk yoktu anlatımda. Yazımda bir tane klavye hatası yakaladım. Bir de ‘de’yi bağlaç ve hal eki olarak ayırmayı öğrenmelisin. Rol Oyunu Dershanesi’nde bununla ilgili bir konu var. Link veremiyorum çünkü internetim çok yavaş şu an. Kurgu oldukça hoştu ancak Rose’un neden Sirius’u vurduğunu öğrenmek isterdim. Betimlemeler fena değildi ancak çoğaltılabilirdi.
    Aramıza hoş geldin. İyi vakit geçirmen dileği ile.^^



    *Teşekkürler Aykut.*

    Bir insan Aylin kadar harika olmasın, cidden olmasın. Teşekkür ederim ortaak, öptüm şap şup.
    Özel mesaj atabiliyorum artık ama yine de buralardan da ulaşabilirsiniz:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Christian Ryder
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: