AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Andrew Martien

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andrew Martien
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Sihirsel Soy : x
En Belirgin Özellik : x
Rpg Puanı :
90 / 10090 / 100
Düello Gücü :
45 / 10045 / 100

MesajKonu: Andrew Martien   Cuma Haz. 03, 2011 12:43 pm

Rp Out: Yaptığım bir rpg'nin ortasından aldığım için biraz anlamsız kaçabilir. Olay rpg’si zaten. Kusura bakmayın. ^^

As I draw up my breath,
And silver fills my eyes.
I kiss her still,
For she will never rise.


Favori şarkısı Mp3'ünde ses buluyor, adımlarına eşlik ediyordu. Adımları birbirini takip eden birer yılan misali sonsuzluğa ağlayan taşlar arasında sessizce süzülüyordu. Nefesi, soğuk gecede duman bulutları oluşturup gökyüzüne yükselirken, kendinden bile sakladığı gerçeğin su yüzüne çıkmasından endişe duyuyordu Andrew. Üstündeki beyaz Cobalt gömleğin içinde oldukça hoş görünen bir t-shirt giymişti. Markasının ne olduğunu anımsayamasa da, bir hediye olduğunu biliyordu. Eskiden savaşacak adamlar ile yönetecek adamların birbirine karışmasından kaygı duyardı ülkesinde. Şimdiyse kendide bir savaşacak adam olarak isim bulunca tarihte umrunda değildi. Tarih, Andrew'i yalın ayak resmediyordu tozlu ve puslu sayfalara. Daha fazla kaçamayacağını biliyordu. Ama yinede yürümek, ölümün soğuk dokunuşunu beklemekten iyiydi.

Yürüdüğü yollar, antika bir mezarlığı andıran loş tabakalardan oluşmuş yıkık dökük tapınak taşları ve Ay'ın önünü kapatan kara bulutlar oldukça korkutucu kılıyordu. Elini sırtını büsbütün kaplayan M4 Carbine tüfeğine koyup biraz cesaret bahşetmesini istese de, anlamsız bir çabaydı. Cesaret deposu bir yüreği olmasına rağmen bütün stokları bitirmişti. Her taşın altından bir yaratık fışkıracak korkusuyla yürürken küçük ter damlaları oluşmuştu alnında. Ansızın çalan cep telefonunun sesiyle yerinden sıçradı. Ağzından kaçırıverdiği çığlığın kendisine pahalıya patlayacağından emin bir düşünce ile cep telefonunu pantolonundan çıkardı. Gözündeki kaymış lens yüzünden telefonun ekranında çıkan yazıyı seçemedi. Müziğin sesi kaybolmuş yerini klasik Nokia Tune sesi almıştı. Böyle bir mezarlığa girerken nasıl olurda sessize almazdı? Kendisini daha sonra eleştirmeye karar verip telefonu açtı.

-Hey, Andrew nerdesin dostum? Bu sesi tanıyordu. Çocukluk arkadaşından başkası değildi bu ses.
-Lanet olası Ellbrider Harabesi’nde. Kuzey kapısından 20 dakikalık mesafe içerideyim. Buluşma noktasına yarım saatlik mesafedeyim. Sen nerdesin? Ne zaman destek gelecek?
-Dostum, desteği yalan etti bu ibnecikler. Nereden geldiklerini anlayamadan bizim çocukları bıçaktan geçirdiler. Örgüt acil kaçış emri verdi. Gökyüzü Kulesi’nin güvenli sınırları içine çekiliyoruz. Seni almak için bir helikopter gönderiyorum hemen. Yalnız Andrew bir şey söylemeliyim.
Andrew derin bir soluk aldı. Dudakları kurumuştu bu haberler üzerine. Dünya’daki en güçlü savunma hattı Örgüt şimdi geri mi çekiliyordu. Peki ya onca insan? Onlara ne olacaktı? Karanlığın dölleri etrafı yerle bir ederken neden çekiliyorlardı ki ?

- Hey! Andrew, orada mısın?
- Evet. Hadi söyle artık şu kahrolası şeyi.
- Uydudan sana yaklaşan bir düzine slannus tespit ettim şimdi. Hızlıca oradan uzaklaş.
- Tamam dostum. Ölümde ve yaşamda.
- Ölümde ve yaşamda adamım.
Telefondan gelen ses kesilmişti. Andrew, savaş ve mücadele ile geçen yıllar sonunda elde ettiği soğukkanlılığı kaybetmişti şimdi. Silahı omzunun üstünden eline aldı. Sonra tam teçhizat koşusuna başladı.

Slannuslar insanların hastalık kapmışlarına deniyordu. Hızlı hareket edebilir ve yüksek atlayışlarda bulunabilirlerdi. Şekilsiz, kambur bir yapıya sahip olan omurgaları nedeniyle sessiz hareket edemezlerdi. Andrew onları yüz metrelik bir alandan duyabilecek olmasına dua etti. Gelenler Nsaatlar olsaydı şimdiye kadar zehirli dokunuşu bedeninde hissetmiş ve ölmüş olurdu. Tanrı’ya şükrederek koşusuna devam etti. Ailesini kaybedeli aylar olmuştu ve geri kalan son dostunun yardımıyla buradan kurtulmayı amaçlıyordu. Helikopter’e ulaşabilirse bu iş bitecekti. Yaklaşık beş dakikadır koşuyordu. Kontrol noktası olarak kabul edilen büyük tapınak duvarını görebiliyordu bu mesafeden. En fazla bir kilometre vardı arasında. Gülümsemesi yüzüne yerleştiği gibi siliniverdi. Ardından gelen böğürtüleri duyan kim olsa aynı tepkiyi verirdi. Zaman kaybetmeden koşmaya başladı. Kalbi deli gibi atıyor, ellerinin arasındaki silahı daha sıkı kavrıyordu. Cep telefonunda kısık seste devam eden müziğin sesi O’na tanıdık geliyordu.

Sometimes I need some time...on my own
Sometimes I need some time...all alone
Everybody needs some time...on their own
Don't you know you need some time...all alone


Aralarındaki mesafe iyice azalmıştı. Öyle ki başını çevirdiğinde yarım düzinesini gördü. Onları yavaşlatamazsa asla kaçamayacağını biliyordu. Sonrası zaten kaderin cilvesiydi. Koşmaya devam ederken ciğerlerinin iflas etmemesine güveniyordu. Silahın ön tarafında duran elini kemerine atıp, parça tesirli bir el bombası çıkardı. Sonra pimini çekip bulunduğu yere bıraktı. Ardına bakmadan koşuyordu. 5 saniye. 4,3,2… Başını çevirdi ve yaratıkları gördü. Zafer kazanmış edayla onlara doğru gülümsedi ve bomba korkunç bir sesle patladı. “Tam zamanında.” Diye fısıldadı. Yaratıklarla arasındaki mesafeyi iyi hesaplamış ve bombayı gelecekleri noktaya bırakmıştı. Oluşan dumandan hiçbiri çıkamamıştı. Hemen yakınında duyduğu böğürtüyü duyduğunda yaptığı hatayı anladı. Başını süratle önüne çevirdiğinde, korkunç yaratıkların gerisinin önünde dizildiğini gördü. Nasıl bu kadar aptal olabilmişti. Ne taraftan yaklaştıklarını söylememişti. Yarısı önden sıkıştırırken, yarısı arkadan takip ediyordu O’nu. Silahıyla birini vursada ikincisi sağlam bir pençe hamlesiyle silahı elinden alıp öteye fırlattı. Andrew ilk kez korkuyu tadıyordu. Nefesini tutmuş olacakları bekler bir halde geriye doğru adım atıyordu. İlk darbeyi soldan yedi. Üstüne atılan slannusu bir kenara savurup tekrar kalkmadan önce uzun av bıçağını çıkardı ve yılların verdiği deneyimle tam başına fırlattı. Yine tam isabet olmasına rağmen yaratıklar burnunun dibine kadar gelmişlerdi. Buraya kadar dercesine ellerini serbest bıraktı iki yanda. Gözlerini kapattı ve kendini kaderin ellerine bıraktı. Göğsüne saplanan zehirli pençenin etkisiyle sarsılsa da şaşkınlık içerisindeydi. Silah sesleri etrafı kaplamıştı. Gözlerini açtığında slannusların yerde kurşuna bulanmış bir halde yattıklarını gördü. Son bir çaba ile önündekinin asılı kalmış pençesini göğsünden çıkardı ve yere doğru düşüşe geçti. Gözleri kapanmadan önce kulaklarındaki uğultu haricinde gökyüzünden aşağı süzülen saldırı helikopteri de farketmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adrasteia Quiwen
Durmstrang V. Sınıf
Durmstrang V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1865
Gerçek İsim : Ayşin.
Sihirsel Soy : Safkan.
Özel Yetenek : Çataldil.
En Belirgin Özellik : Kibri ve umursamaz tavırları.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Andrew Martien   Cuma Haz. 03, 2011 4:06 pm

    [font=verdana]Betimleme: 25/30
    Renk ve Paragraf Düzeni: 8/10
    Uzunluk: 5/5
    İmla Düzeni: 9/10
    Anlatım: 28/30
    Kurgu: 15/15
    Toplam: 90

    Ah, ne değişik bir kurgu. Hoşuma gitti. Olay örgüsü kusursuzdu ki bu olay rpsinden beklenecek bir şeydi. Anlatım iyiydi. Olay rplerinin –genelinde betimleme eksiği olduğundan- puanlama yaptırmak için kullanılmasını desteklemem ama betimlemelerin beklediğimden fazlaydı. Ayrıca özenilmiş betimlemelerdi. Konuşmaları belirtmek için kısa çizgi yerine tırnak işareti kullanmalısın. Renklendirme rpdeki en kusurlu taraftı. [size=11] ve kodlarını kullanabilirsin.
    Godric’s Hollow Rpg’ye hoş geldin. Umarım iyi vakit geçirirsin.^^



    *Teşekkürler Aykut.*

    Bir insan Aylin kadar harika olmasın, cidden olmasın. Teşekkür ederim ortaak, öptüm şap şup.
    Özel mesaj atabiliyorum artık ama yine de buralardan da ulaşabilirsiniz:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Andrew Martien
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: