AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 James Wright

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
James Wright
Luminight
Luminight
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Sihirsel Soy : Safkan*
En Belirgin Özellik : Parlak Zeka*
Rpg Puanı :
90 / 10090 / 100
Düello Gücü :
0 / 1000 / 100

MesajKonu: James Wright   Perş. Haz. 16, 2011 9:10 am

Başka bir sitedeki, karakterimin rpg sidir. bu seferlik paragraf yapısını değerlendirmemenizi rica ediyorum, çünkü yaptığım herhangi bir düzenleme çabası sonuç vermiyor.

Odam, manastırım gibi olmuştu artık. İçinden
çıkmıyor, çeki düzen vermiyor ve içkiden başka bir şey içmiyor, bir
şeyler yemiyordum fazla. Aylardır konuşmuyordum da. Kendimi kitaplara
vermiş, sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışıyor, bir şey arıyormuş gibi
araştırmalar yapıyordum. Oysa ne aradığım hakkında hiçbir fikrim yok.
Aramak istediğimi de bu kalın ve ağır kitapların arasında bulamayacağımı
biliyordum. Hayatımda ilk defa yaşamıyordum kaybetmenin o derin
hüznünü. Yine de kabul etmem gerekir, bu hüzün, diğerler yaşadıklarımdan
daha ağır ve katlanılamaz geliyordu bana. Tuhaflık o ki, dayanıyordum.
Hem de hiç itiraz etmeden, isyan etmeden ona buna! Zaten kime
edebilirdim ki? Tanrı? Ah, hayır… Kaybettiğim nişanlım gibi değildim
ben. Varlığından emindim, bir yerlerde olduğundan şüphem yoktu gerçi ama
ona isyan etmek, gereksizdi. Umurunda olmadığına adım gibi emindim. Ne
de olsa, o bir Tanrı’ydı değil mi?

Üç ay önce nişanlım ve ben
gerçekten mutluyduk. Geçmişimde de mutlulukla çok haşır neşir olamayan
biri olarak bu mutluluk bana cenneti yaşadığımı bile düşündürmüştü.
Hayaller kurmuştum gelecek için. Parlak, gün ışığı dolu hayaller… Bu
mutluluğumuz, iki hafta kadar sürdü. Bebeğimizin doğumundan iki hafta
sonra olan ani ölümü nedeniyle hayatımız da aniden yerle bir oldu. O
güneşli, renkli, güzel hayallerimi benden sökerek almışlardı sanki. İşte
ilk defa o zamanlarda kendimi bu kadar savunmasız hissettim. Oğlum
Michael ile birlikte oyunlar oynayacaktık. Erkek erkeğe konuşacaktık.
Hatta on yaşına geldiğinde ona hatunları nasıl tavlayacağını bile yavaş
yavaş öğretecektim… Erken yaşta bir baba olmanın sorumluluğu ne kadar
ağır olursa olsun, ben, bu sorumluluğu severek üstlenecektim. Oğlumun
benimle gurur duyması için sürekli çalışacaktım. İyi bir baba olacak,
onu her şeyden koruyacaktım… Her şeyin zor ama güzel gideceğine
inanmıştım ben. Bu ani ölüm o kadar adaletsiz gelmişti ki bana! Bir
anda! Ortalıkta bir hastalık yokken. Daha dakikalar öncesinde bebeğimiz
bana gülümserken… Bu ölüm normal değildi. Oğlumun cansız bedenini
gözyaşlarıyla kucakladığımda bundan tamamen emindim. Yanlış olan bir şey
yapmamıştık. Cam açık değildi ama cisimlenebilir olmak oğlumu öldürmeye
yeterdi… Nişanlım. Doğumu yüzünden evlenememiştik. Beraber olduğum onca
kadın vücudundan sonra bana ne kadar inanılırdı bilemiyorum ama ona
aşıktım! Kendimi sadece birine adamıştım onu gördüğümden beri. Sadece o!
İnancı kuvvetliydi ve bana inanmakta biraz zorlansa da, gerçek sevgiyi
nasıl hissedemezdi ki insan? Her şeyin zorluğunu kabullenmiştik biz!
Savaşarak başa çıkacaktık bundan sonraki hayatımın tek aşkı olan
Joanna’yla. Düşündüğümüz gibi olmadı ama hiçbir şey. Tanrı’ya inanan ve
Michael’ı O’na emanet eden biri olarak uğramış olduğu hayal kırıklığını
tahmin edebiliyorum. Bir anda yıkılmıştı her şey. Bana kızardı her
zaman. Zor durumlarda O’ndan yardım istemediğim için ya da şükretmediğim
için. Bu kızmalardan sonra masum bir gülümsemeyle gözlerime bakardı.
“Senin için de şükrederim artık…” derdi.
Garip bir uğraş gelirdi bu bana. Hala öyle gelir ya zaten… Yine de bu
olanları da Tanrı’ya bağlayan sevgilim, oğlumuzun ölümüyle aradan geçen
bir hafta sonrasında dayanamayarak kendini kayalıklara attı. Onun
ardından koşmayı çok istedim ama ilk defa bana asasını doğrultarak bir
kilit büyüsü yaptı. O atlarken, bedenimin hiçbir hareketini
gerçekleştiremedim gözyaşı dökmekten başka…

Yalnızlığımın
kalesinin bej rengi duvar kâğıtları soyulmuş, tahta dolapları
rutubetlenmişti. Beyaz renkli tavanda hayatımın lekelerini yansıtır gibi
duran siyah lekeler vardı. Yerde tepelenmiş kalın kapaklı büyük
kitapların yanında dizilmiş içki şişeleri ve yarı açık camdan gelen
havayla havalanan koyu gri olmuş perdenin yanı sıra içkilerin döküldüğü
eski döşemeler yapış yapıştı. Dağınık masamın üzerindeki kitabıma
gözlerimi dikmiş sağ elimde bulunmaktan artık isyan eder gibi yamulmuş
tüy kalemimle aldığım notlar sararmış sayfaların üzerini karartıyordu
kelimelerle. Gerekli, gereksiz. Her şeyi öğreniyordum. Mutsuzken,
umutsuz kalmışken ve yalnızken yaptığım tek şeydi bu. Öğrenmek. Üzüntümü
başka şekillerde dışa vurma şeklimdi belki ama ölümle yaşam arasındaki
ince yolda kaldığım zamanlarda beni yaşamaya sürüklüyordu öğrendiklerim.
Tek başımayken, başıma belalar alıyordum çünkü. Eh, tek başıma olmak ve
asayı sadece tek bir büyü için kullanmak da olmuyordu artık. Kendimi
çok geliştirmiştim, çoğu şeyi biliyordum artık. Yine de kimse farkında
olmazdı bildiklerimin. Sormazlardı bana. Bilmelerini de istemiyordum
zaten… Seni sürekli küçük gören ırklara ya da kişilere karşı, düelloda
gösterdiklerin kendine karşı daha fazla güvenmeni sağlıyordu ve mutlu
oluyorsun alçakgönüllü olabildiğin için de…


“Ne zaman üzülsen, seni bulmak benim için hiç zor olmazdı, eski dostum!”
Bakışlarımı
kitabın üzerinden ayırdım ve odamın kapısına çevirdim. Kapının eşiğinde
durup, kapıya yaslanmış fötr şapkalı bir adamın yüzüne baktım. Eski
dostum… Steve. Beraber çok zaman geçirmiştik. Yegâne dostlarımdan
biriydi aslında. Şimdi ise sadece eski dost… Biraz olsun bana
güvenseydi, böyle olmazdı aslında. Eski kız arkadaşlarımdan biriyle
sevgili olmuştu yıllar önce. Tabi, benim gibi bir profesyonel için asla
problem olmazdı bu durum. Onunla çıktıkları süreç içerisinde ne onun
sevgilisiyle ilgilenmiş ne de sevgilisiyle olan problemleriyle
ilgilenmiştim. Kadınlar… Ne kadar çenelerini kapalı tutabilirlerdi ve ne
kadar problem yaratmadan durabilirlerdi ki? Düşüncelerimden
ayrıldığımda, Steve’in hafifçe gülümseyen yüzüne tekrar baktım. Ne
dememi bekliyordu hiçbir fikrim yoktu ama aylardır konuşmuyor oluşumun
ses tellerim üzerindeki etkisini düşünerek öksürdüm. Ben bir şey
söylemeden ve ayağa kalkmak gibi fiziksel bir tepki vermeden içki
şişelerinin üzerinden atlayıp, eski döşemelerimi gıcırdatarak yanıma
yaklaştı. Bakışları ciddiyet kazanmıştı. Yüzündeki gülümseme silinmiş
yerini acıyan bir kıvrıma bırakmıştı.

“Başına gelenleri duydum. Çok üzgünüm…”

Bana
uzattığı eline bakmakla yetindim. Gözlerime derin bir ifadeyle bakarken
ben de asamı elime aldım. Asamın tek bir hareketiyle kitapları masamın
karşısında duran sandalyenin üzerinden kaldırıp başka bir yere koydum.
Asamı tekrar salladığımda, alanı genişlemişti. Şişeleri ve diğer şeyleri
biraz daha kenara itmiş oldum. Bu dağınıklıktan asla utanmazdım ben.

“Buraya gelmenin esas nedeni nedir Steve?”

O
oturduğunda, biraz buğulu da olsa çıkan sesim üzerine yüzüme baktı.
Bozulmuş gibiydi söylediklerim üzerine ama ben yüzümde ciddiyetten başka
hiçbir ifade olmaksızın ona bakıyordum. Biraz öksürdü ve yerinde biraz
daha rahatlamaya çalışır gibi sandalyeye daha sağlam oturdu.
Bakışlarımın etkisi onun üzerinde artarken, artık kaybedecek bir şeyimin
olmaması korkumu da yok etmişti. Kaybedebilecek tek bir şey vardı o da
hayatım. Onu da çok sevdiğim söylenemezdi. Arkasından ağlamazdım. Eski
dostuma güvenmiyordum pek.

“Senden kişisel bir şey istemeyeceğim Dean. Hemen celallenme… Rica ederim!”

Celallenmek
mi? Bir şeyler isteyeceği besbelliydi ve benim sinirlendiğimi mi
söylüyordu. Her şeyi boş vermiş biri olarak onu çerçevelerin olduğu
rutubetli duvara fırlatabilirdim… Çünkü beni esas sinirlendiren şey
buydu! Diğerleri, her hangi birileri, duygularımı yönetmeye
çalışıyorlardı. Nişanlımı ve oğlumu kaybettiğim için delirecekken biri
bile demedi bana “Kır, yık her şeyi… Akıt içindeki zehri!”. Duygularıma destek olmak yerine yönetmeye çalıştılar, şimdi eski dostumun bana yaptığı gibi… “Sinirlenme!”.
Kendisi karşımda otururken ne kadar da boş bir istek bu! Onun bu
konuşması üzerine daha fazla sinirlendiğimi anlaması uzun sürmedi. Hemen
toparlanıp devam etti.

“Acın çok büyük biliyorum ama… İçkileri aldığın o adam senden biraz dertli ve senin için endişelenen insanlar var.”

Yüzümde
ilk defa bir gülümseme oluştu ama bu gülümseme de bir umursamazlık
göstergesi olduğu belliydi. İçkileri aldığım adamın benimle ilgili ne
şikâyeti olabilir ki? Parasını veriyordum… Fazla içki istemem mi onun
için problem oluyor? Anlayamıyorum. Benim için endişelenenler, benimle
derdi olan insanlar… Konuyu daha fazla uzatmak istemedim. Gitmek
istiyordum zaten ne zamandır buralardan, gidecektim öyleyse. Yaşamak
zordu böyle. Hele beni uyarmak ya da bir şeyler söylemek için ‘eski
dost’ kılıfıyla gelen yeni düşmanlarımdan biriyse gelen, buralarda
durmamın pek bir anlamı yoktu artık. Zaten, bundan sonra kim severdi ki
beni kaybettiklerim gibi?

“Endişelenen insanlar derken neyi kastettiğini anlamasam da, o herife iletirsin. Yakında nasıl olsa gidiyorum buradan.”

Odamda
oluşan sessizlikle birlikte ben bir süre önümde duran not aldığım koca
deftere baktım. İçerisine benim işime yarayacak birçok bilgiyi
özetlemiştim okuduğum onca kitabın. Bu evi de müzem haline getirecektim
giderken. Gittiğim bir yerlerde, ardımdan kendime bıraktığım tek yer
olacaktı bu matem yuvası. İki haftada dağılan bir yuva…

“Gitmekte kararlı mısın? Sana bir iş ayarlayabilirim…”

Sert
bakışlarım Steve’in üzerinde sabitlendi. Biliyordum ki, kendi kendine
sorguluyordu yanlış bir şey söyleyip söylemediğini. Söylemişti. Onun
bana verdiği ya da bulduğu işte çalışma gibi bir şeyler söylemişti ki…
Bu adam ‘eski dostum’ deyip duruyordu bana. Biraz da olsa bilemez miydi,
tahmin edemez miydi benim nelere sinirlenip, nelere kızacağımı? O kadar
gurursuz olduğumu nasıl düşünebilirdi? Evet, belki de yaşadığımız güzel
günler vardı birlikte ama son yaşadıklarımız da unutulamazdı.

“Defol evimde Steve! Ben bir şey yapmadan, git evimden.”

Bu
tavrıma sinirlenerek bir anda ayağı kalktı. Kendisinin buraya bana
yardım etmek için geldiği gibi saçma şeyler söyledi ve benim
umursamazlığımı gördüğünde evimden hızla ayrıldı. Asam elimde,
arkasından kapıyı çarparak gözlerimi boş şişelerden birine diktim.
Nereye gidecektim, ne yapacaktım? Kendime yeni bir iş bulmam
gerekiyordu, bu doğruydu ama asla Steve’in yanında, yakınında, ilgi
alanında değil. Duygularımın ara sıra beni yönetmesini izin verdiğim
zamanlarda onu asamın tek bir hareketiyle duvardan duvara fırlatacak
güçlü büyüler öğrenmiştim. Bir de zevzek bir şekilde konuşurdu
öğrenciliğimiz zamanında. “Ne anlıyorsun okumaktan?” derdi bana her
seferinde. Sadece gülümserdim. Ben de onun bir şey anlamadığını
bilirdim. Sonuçta, ne kazandığımı ben biliyordum.

Güneşin
batışıyla birlikte karanlığa gömülmekte olan odamda yürüyerek devirdiğim
şişeleri görmezden gelerek ilerledim pencereye doğru ilerledim.
Ağaçların dalları dalgalanırken bu manzarada bu evde geçirdiğim mutlu
günleri hayal ettim. O günlerin bana çok uzak olduğunu biliyordum artık…
Pencerenin hemen yanındaki vitrindeki resmimizi çıkardım. Bir zamanlar
mutlu olduğumuzu kanıtsız bırakamazdım. Resmimizde gülüşen oğlum, onu
gıdıklayan nişanlım ve onları sarmış olan ben… Resmin arkasında yazan
yazı sevgilim Jo’ya aitti. “Her şeyden güçlü olan Tanrı’dan bu mutluluk
için teşekkür ederiz.”. Gülümsedim hafifçe. Bu mutluluk için teşekkür
etmek… İlk gençlik zamanlarında okuduğum Shakespeare aklıma geldi
birdenbire. Batan güneşin yüzümdeki son yansımasıyla aklıma takılan o
sone’yi okudum. Tanrı için yetersiz gelse de, aklıma gelmişti işte.
Oğlumu öldüren şey güçlü müydü? Hayatımın aşkını ölüme itekleyen o şey?
“Ah, ne haşmetlidir bir dev gibi güçlü olmak. Ama zalimliktir, o gücü bir dev gibi kullanmak…”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Beatricia Gallagher
Yönetim
Yönetim
avatar

Mesaj Sayısı : 584
Gerçek İsim : Yağmur
Patronus : Kuğu. Sihirsel Soy : Melez.
Özel Yetenek : Görücü.
En Belirgin Özellik : Ayşinsever
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: James Wright   Perş. Haz. 16, 2011 9:26 am

Betimleme: 27/30
Renk ve Paragraf Düzeni: 8/10
Uzunluk: 5/5
İmla Düzeni: 9/10
Anlatım: 26/30
Kurgu: 15/15

Toplam:90

Öncelikle kurgu çok güzeldi, anlatımda çok iyiydi. Sürükleyici bir rpydi, tek sorun paragraf düzeniydi ama nedenini bildirdiğinizden onu önemsemedim. Renkler daha iyi seçilebilirdi, başka hata görmedim.

Aramıza hoşgeldin.




SENİYERİM:
 

SENİDEYERİM:
 

Alİşte:
 

Ühü:
 


OHA RUPERT'İN DOĞUM GÜNÜ HERKES KUTLASIN RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://twitter.com/#!/yagmurayyildiz
 
James Wright
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: