AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 MLK.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew L. Kingston
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 194
Gerçek İsim : Esin.
Patronus : Baykuş Sihirsel Soy : Safkan.
En Belirgin Özellik : Gitarist.
Rpg Puanı :
93 / 10093 / 100
Düello Gücü :
47 / 10047 / 100

MesajKonu: MLK.   Paz Ağus. 07, 2011 9:58 pm

GEÇEN YAZ
LONDRA, İNGİLTERE


Telefonunun çalması ile irkildi büyücü. Uzun zamandır ilk defa kendini bestelere kaptırabilmişti, onu da bölüyorlardı. "Jared." dedi arayan numarasına bakarak. "Matt, sonunda. Dinle, bir iş ayarladım. Bar Music Hall isimli bir yerde, bu akşam. Senden önce gelecek olan herif tüymüş, meğer aranıyormuş. Her neyse, birini önermemi istediler, bende seni önerdim. Nasıl? Harikayım değil mi kanka? Her neyse, şu Çin sokağının köşesinde oturan adam var ya, hani bizim Mark, bunak. Ona adresi bırakıyorum, bi' ara uğra al. Seni bulmaya çok üşeniyorum." Uzun bir süre boyunca elindeki kalemi döndürerek konuşmayı dinledi Matt. Jared ilk kez ona bir yer bulmuyordu, aslında gitar çalmak onun için para meselesi değil bir hobiydi ama yine de bir kafe ya da stüdyoda çalmak üzere olduğu zaman şikayette etmiyordu. Jared'in son cümlesini dinlerken derin bir nefes aldı. "Pekala, teşekkürler." dedi telefonu hızlıca kapatarak. Sesine olabildiğince rahatsız edilmiş biri havası vermişti, yüzüne kapatmasının sebebinin bu olduğunu anlayacak kadar zekası vardı onun. Masanın üzerindekileri hızlıca toplayıp sırt çantasına tıkarken ayağa kalktı. Küçük ama temiz olan kafeden uzaklaşıp caddeye çıktı. Şu adres işini halletmesi gerekiyordu, saat kaçta çıkacağını da öğrenmeliydi zaten. Şansına Çin Sokağı'ndan fazla uzakta değildi, bir taksi tutmak için yolun kenarına doğru ilerlerken şansına bir tanesi durdu. Hızlıca kendini içeri atıp yolu tarif etmeye çalışırken motordan gelen homurtu yolda ilerlemeye başladıklarını söyledi sessizce.

Bir saat sonra sinirden ve koşmaktan kıpkırmızı olmuş bir şekilde Bar Music Hall'a varmıştı. İhtiyar Mark'ı bulmuş, adresi almış, ancak üzerinde saat yazmayınca işler karışmıştı. Mark'ın az çok hatırladığı şekilde sahneye çıkmasına yarım saat vardı, hızlıca tekrar bir taksi bulmaya çalışırken üzerinde '134-146 Curtain Rd Shoreditch' yazılı bir kağıtla dolanıyordu etrafta. On dakika boyunca hiçbir taksi durmayınca adrese kadar koşmaya başladı, ya çok fazla uzakta değildi ya da şans ona ikinci kez gülüyordu, on beş dakika içinde varmıştı mekana. Koyu kırmızı ve siyahlarla döşenmiş, özenle bakılmış gibi duruyordu bar. Müşteriler orada burada sohbet edip içkileriyle mutlu bir hayat yaşıyorken Matt ne yapması gerektiğini bilmediğini fark etti. Uzakta bir masada oturan Jared'i bir grup kıza bakarken yakalayınca ilk defa sevindi. Büyük ihtimalle kızlardan birisini nasıl tavlarım diye düşünüyordu ancak buna zaman yoktu. Hızlı adımlarla Jared'a doğru yaklaşırken kızların ona baktığını fark etti ancak başını çevirmedi. "Hey, gelebilmişsin." dedi Jared en sonunda onu fark ettiğinde. Matt'in konuşmasına izin vermeden onu barın yanında duvarla aynı renge boyandığı için neredeyse görülmeyecek bir kapıya götürdü onu. Ufak bir odaydı bu, en fazla altı ya da yedi kişinin ayakta durabileceği kadar bir alan vardı, kalanında ise depo olarak kullanıldığı belli olan bira ve votka şişeleri vardı. Kenara bir yere çantasını fırlatırken gitarını çıkarttı kılıfından. Notalarının bulunduğu defteri alırken mikrafonun başına geçmiş bir adamın kendi adını duyurduğunu duydu. Jared'in saçma sapan sözlerine aldırmadan odadan çıkarken sahneye doğru ilerledi ve sandalyesine oturdu. İyi akşamlar gibi bir şeyler söylerken Gitarını eline aldı ve ilk şarkıyı çalmaya başladı. Gerçekten iyi gidiyordu, neredeyse dört şarkı çaldıktan sonra alkışlara gülümsedi. Son şarkısını kullanmaya karar vermişti, bu sabah bitirdiği şarkısını. Bunu tek başına yapabileceğini düşünmüyordu, daha önce ilk provasını yapmadığı bir şarkıyı çalmamıştı. Derin bir nefes alıp ne yapacağına karar vermeye çalışırken gözüne bir kız ilişti. Kumral saçlı, neredeyse kendisi yaşında bir kızdı bu. Pembe bir parlatıcı sürmüştü ve kesinlikle makyajsız hiçbir yere gitmeyeceği belli oluyordu. Dar siyah bir kot pantolon ve Matt'in nasıl tarif edildiğini bilmediği askılı bol bir badi vardı üzerinde. Fiziğine güvenen bir kız olduğu belli oluyordu duruşundan. Yanındaki kızlarla konuşurken ufak bir kahkaha attı, aynı anda Matt'te sırıttı. "Pekala, bir konuk alabilir miyim? Aday var mı?" İki saniye kadar bir sürede bunları söyleyip elini gözüne takılan kıza doğruldu. "Bana eşlik etmek ister misiniz, bayan?" dedi Matt muzip bir gülümseme takınarak. Bunun ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu bilmiyordu, sahnede birine sulanacak hali yoktu ya. Kızın kendisini işaret ettiğini anlaması üzerine yanındakilere birkaç şey söyleyip alkışlar eşliğinde yanına geldi. Nereden geldiği belli olmayan bir çocuk kızın oturması için yanına bir sandalye koyarken yanında durduğunu gördü. "Matthew Kingston." dedi elini uzatarak. "Alexandra. Memnun oldum." dedi çekici bir gülümseme ile. Matthew sandalyeye oturması için işaret ederken çalmayı planladığı şarkıyı aradı. Closer'dı şarkının adı, kendisi yazıp bestelemişti. Kıza doğaçlama yapıp yapamayacağı hakkında bir şeyler sorarken onay gelince gülümsedi. "Başlayalım." dedi seyircilere dönerek. Şarkı gayet iyi başlamıştı, nasıl olduysa Matt'in duraklamaya karar verdiği yerlerde Alexandra devreye giriyordu, o durduğundaysa Matt alıyordu işi eline. Aralarındaki uyum sanki defalarca çalışılmış gibiydi, büyük ihtimal sahneye bilerek onu çağırdığını düşünecek kadar yüzsüzler bile vardı ortada. Son sözlere geldiğinde bitmemesini diledi ilk defa içten bir şekilde. Hiç bitmesin. "And when I see you then i know you will be next to me." dedi sözlere eşlik ederek. Alexandra Matt'e baktı. "And when I need you then I know you will be there with me." dedi kusursuz sesiyle. Daha önce şarkı söylemiş miydi acaba? "I'll never leave you." diye bitirdi Matt. Dinleyenler alkışlamaya başlamışken Matt ve Alexandra hala birbirlerine bakıyorlardı. Alexandra sandalyesinden kalkıp önceden arkadaşlarının oturduğu masaya doğru ilerlerken Matt biraz mola vermek istediğini duyurdu. Gerçekten biraz hava alması gerekiyordu, belki şu sigara dumanından biraz uzaklaşabilirdi.

Arka kapıdan çıkıp çöp tenekeleri ve duvara sinmiş ne yaptıkları bariz olan bir çifti geçip sokağa çıktı. Sokak lambalarının yanına dizilmiş bir dizi bank görünce bir tanesine oturup başını yukarı doğru kaldırdı. Serin hava yüzüne çarparken kalbinin sakinleşip yavaşladığını hissetti. Topuklu ayakkabı sesi duyunca başını çevirip sesin geldiği yöne baktı. Köşeden dönmesi ile gelenin kim olduğu belli oldu, Alexandra'ydı bu. Bir gün içinde üç şans, birileri onu gerçekten seviyordu. Alexandra'nın onu görmesi ile gülümsemesi bir oldu. Matt'in yanına doğru yaklaşıp oturup oturamayacağını sorarken Matt sahnede yaptığı gibi yanına oturması için işaret etti.

Ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu, onu tanımıyordu bile. Gözü kızın bileğine takılınca yavaşça kolunu tuttu ve ışığın daha fazla gelmesi için biraz yukarı kaldırdı. Bu dövmeyi biliyordu, az rastlamamıştı evdeyken. Babası köklü safkan ailelerini araştırmayı kendine hobi edinmişti ve Matt canı sıkıldıkça çalışmalarını kurcalamıştı. Dövmeyi nereden tanıdığını şimdi anlamıştı, ancak ailenin adını hatırlamıyordu. "Galibi-na?" dedi son heceyi soru sorarcasına çıkartarak. Fazla emin değildi ama en yakın bu gelmişti aklına. "Sen nereden biliyorsun?" dedi Alexandra bileğini kurtarak. Ancak o zaman Matt ne kadar odun davrandığını fark etmişti, Alexandra'nın sinirli sesi onu geçmişte okuduğu kitaplardan alıp tekrar dünyaya döndürmüştü. Derin bir nefes alıp açıklama yapmaya girişirken neredeyse yirmi dakika boyunca anlattı. Babasının araştırmalarını, aileler hakkındaki bilgileri, soyağaçlarını. Alexandra'nın bir cadı olduğunu bildiği için endişe etmiyordu ancak bir büyücü olduğunu belirten şeyler söylediğinde sesini kısıyordu, bir sokakta bunları konuşmak doğru olmayabilirdi. Alexandra'nın onu neden Hogwarts'ta görmediğini sorunca kısaca ondan da bahsetti, okula gitmediğinden ve bir büyücü olmak için yeterli olmadığından. Asası bile olmayan bir büyücü olmak kesinlikle sinir bozucuydu. "Sana yardım edebilirim." dedi Alexandra, Matt hikayeyi anlatmayı bitirdiğinde. Matt tek kaşını kaldırıp Alexandra'ya doğru gözlerini sabitledi. "Seni çalıştırabilirim, bir asa alırsın ve büyü yapmana yardımcı olurum. Hogwarts'a bile gelebilirsin hatta." dedi Alexandra son cümlesi ile gözleri parlayarak. Matt'te aynı şekilde ona bakarken neler olduğunu idrak etmeye çalıştı.


GÜNÜMÜZ
KÜTÜPHANE, HOGWARTS


Sessiz adımlarla ilk defa ayak bastığı koridorda yürürken etrafını incelemekten kendini alamamıştı Matt. Şansına -gerçekten, bu kadar şanslı olabileceğini hiç düşünmemişti- son sınıfların kendisi yaşlarında olduğunu fark etti. Yaklaşık olarak on yedi yaşındaydı son sınıflar ve haftasonu olduğu için herkes muggle kıyafetleri giymişti, birkaç kişi dışında. Diğer öğrencilere benzediği için aralarına daha rahat kaynayabiliyordu, bu kesinlikle derin bir nefes almasına neden olmuştu. Kütüphaneyi bulduğunda kısa bir an kapıda duraksadı, ardından içeri girdi. Kütüphane İngiltere'de gördüklerinin birkaç yüz katı gibi görünüyordu, sanki dünyada yapılmış bütün kitapları buraya tıkmışlardı. İlerleyip boş bir masaya otururken çantasını ayaklarının altına attı. Eski Yazıtlar adında bir kitabı eline alırken içindeki sözlüğe baktı. Alexandra'a bu yazı ile bir mesaj gönderebilirdi, çözebileceğine emindi cadının. Alexandra'nın almasına yardım ettiği bir parça parşömeni ve tüy kalemini önüne çekerken kalemi mürekkebe bandırdı ve kitaba odaklandı. Birkaç dakika içinde mesajı hazırlamıştı, sadece mesajın ona ulaşması kalmıştı. Masasına konmuş olan ufak bir baykuşu görünce geriye doğru kaydı. Doğru, bunlar mektup taşıyorlardı, tıpkı güvercinler gibi. Parşömeni hayvanın bacağına bağlarken ödünç almasının sorun olmayacağını umdu. "Bunu Alexandra'ya götür, hatta bir kitabın arasına atabilirsen çok daha iyi olur." dedi baykuşun onu anlayıp anlamadığını bilemeyerek. Yinede havalanıp gitmesine izin verirken yaptığı planın işe yarayacağına emindi. Eski Yazıtlar kitabını tekrar önüne çekip incelerken Alexandra'nın gelmesini bekledi. Ne kadar zaman geçtiğini anlamadığı bir süre sonra, Alexandra yanında bitivermişti. Onu en son zaman gördüğü kadar hoş görünüyordu ve aynı zamand- Tanrım, ne saçmalıyordu. Kız sadece ona yardım edecekti, işin suyunu çıkartmasının anlamı yoktu. "Selam." dedi Alexandra yanındaki sandalyeyi çekerek. "Ne zaman geleceksin diye merak etmeye başlamıştım." dedi Matt çarpık bir gülümseme ile.



Sere yaptı, daha ne. k5
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sheila Tolls
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 74
Gerçek İsim : Yine Yağmur
Sihirsel Soy : Pureblood
En Belirgin Özellik : Ukala.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: MLK.   Paz Ağus. 07, 2011 10:05 pm

Betimleme: 30 / 28
Renk ve Paragraf Düzeni: 10 / 7
Uzunluk: 5 / 4
İmla Düzeni: 10 / 10
Anlatım: 30 / 29
Kurgu: 15 / 14

Puanınız 93.


[
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MLK.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: