AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Verilen Söz

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Clarisa Chambers
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 311
Gerçek İsim : Serena.
Patronus : .Su Samuru. Sihirsel Soy : Safkan olarak biliyor ama Muggle Doğumlu.
En Belirgin Özellik : Cesur, mantıklı ve inatçı.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Verilen Söz   Perş. Ağus. 18, 2011 12:14 pm


Clarisa Chambers & Alexandra Rhea Galibina


İki tehlikeli cadı.
Anlaşmaya varılacak olan konu.
Biri sevgilisi biri ise kardeşi gibi gördüğü dostu.
Acaba Ravenclaw'lu cadı Gryffindor'lu cadının isteğini yerine getirerek,
söz verebilecek mi?




impossible love...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clarisa Chambers
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 311
Gerçek İsim : Serena.
Patronus : .Su Samuru. Sihirsel Soy : Safkan olarak biliyor ama Muggle Doğumlu.
En Belirgin Özellik : Cesur, mantıklı ve inatçı.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Verilen Söz   Perş. Ağus. 18, 2011 12:16 pm

    Sessiz ve sakin bir yaz günü… Hogsmeade bu sefer eskisi gibi değildi. Aslına bakarsanız genç cadı her zaman okulla birlikte gelmişti ve şimdi bu kadar az insanın olması ona fazlasıyla sıkıcı geliyordu. En yakın dostlarının yanında olması için kim bilir nelerini verirdi. Bir tanıdık yüz görmeye bile razıydı. Hatta belki Chester’a bile katlanabilirdi. Bu düşüncenin ardından küçük bir kahkaha atarak yoluna devam etmeye başladı. Chester’ı ne zamandan beri aklından çıkaramıyordu? Okul kapandığından beri… Okula ilk geldikleri zamandan beri kavga ederlerdi ve bundan hiçbir zaman şikâyetçi de olmamışlardı. Clarisa’nın çok sevdiği Slytherinli arkadaşı Sheila bile bu ikilinin davranışlarına anlam veremiyordu. Ancak bu yıl yaşanlardan sonra her şey değişmeye başlamıştı. O bahis oyuncağı yüzünden her şey allak bullak olmuştu. Mesela ilk öpüştüğü kişi düşmanıydı. O günü hatırlayınca ince uzun parmakları istemeden de olsa dudaklarına gitmişti. Hala hatırlıyordu, nasıl aklından çıkarabilirdi ki? Kızların değimi ile ‘Okulun en yakışıklı çocuğu’ onu öpmüştü. Tamam, belki abartılacak kadar değildi ancak yakışıklıydı. Nerede görürseniz görün platin sarısı saçları ve gri gözleri her zaman dikkat dağıtıcı olurdu. Clarisa bunları düşündükçe şaşıyordu kendine. Neler oluyordu ona? Neden onu her düşündüğünde kalbi dışarıya çıkacak gibiydi? Kendini fazla kaptırmamalıydı. O düşmandı ve bir Slytherinliydi. Onların hiç birine güven olmayacağını biliyordu. Aslında bu düşündükleri mantıksızcaydı, çünkü kendisini de Slytherin’li bir aile evlatlık almıştı. Küçüklüğünden beri bir dediği iki edilmemişti. Belki merhametli ancak karanlık yolu seçmiş bir aile diye düşünüyordu. Ancak bu yanlıştı. Üvey kızlarının bu durumdan hiç hoşnut değildi Miller ailesi. Her an tehlikeye uğrayacağını da biliyorlardı. Nasıl olsa bir muggledı. Clarisa’da biliyordu elbette bunu. Üvey annesi Samatha’nın günlüğünü bulduğunda anlamıştı her şeyi. Aslında ailesinde kimsenin büyücü olmadığını ve ölmediklerini öğrendiğinde hayat daha fazla karmaşık olmuştu. Karma karışık… Düğümler içinde bir hayat halatı gibi. Elindeki kitabı daha da sıkarak sağda bulunan ilk kafeye girmişti. Üç süpürge… Burayı nasıl sevmezdi ki? Yavaşça boş masalardan birine doğru ilerledi. Elindeki kalın ve eski defteri tahta masaya bırakırken garsona seslendi. ‘‘Bir kaymak birası…’’ Garsonun duyduğunu anlayınca önüne döndü ve sessizce kitabını açıp kaldığı yerden okumaya başladı. Karşısında birinin olduğunu hissedince yavaşça başını kaldırdı ve masasına oturmak üzerine olan kızı gördü. Onu tanıyordu, hem de fazlasıyla… Yuvarlak yüz hatları her zaman ki gibi onu bebek yüzlü gösteriyordu. Yüzünü çevreleyen uzun açık kahverengi saçlarını serbest bırakmıştı. Bu yüzden su dalgaları belli oluyordu. Yüzünden hiç düşmeyen gülümsemesi ile Clarisa’ya sanki dişlerini gösteriyordu. Masmavi gözleri her zaman ki gibi parlarken aklından bin bir türlü şeyler geçtiğini düşünebilirdiniz. Nasılsa o bir Ravenclaw’du. Üstelik düşman bir Rav… Sandalyesine doğru yaslandı ve konuşmak üzere olan cadıyı dinlemeye karar verdi Clarisa. Ne diyeceğini ve hangi hakla buraya oturduğunu merak ediyordu.




impossible love...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexandra Rhea Galibina
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 258
Gerçek İsim : aslısu l
Patronus : Ejderha. Sihirsel Soy : Safkan.
En Belirgin Özellik : Yeşil gözleri onu çekici kılıyor. Ayrıca fazla zeki.
Rpg Puanı :
92 / 10092 / 100
Düello Gücü :
46 / 10046 / 100

MesajKonu: Geri: Verilen Söz   Perş. Ağus. 18, 2011 1:22 pm

    Sıkıcı...

    Önünde duran bilimsel dergileri okurken yumuşak ve beyaz renk kumaşla bütünleşmiş olan yastığına doğru yaslanmaya çalıştı. Bu yaz hiç olmadığı kadar özlem duyuyor, kendisini yalnız hissediyor ve sıcaklık yüzünden bedeninden bir ağırlık besliyordu. Böyle hissetmiyordu geçen sene. Muggle okulundan arkadaşlarıyla tatile gidiyor, dolanmaktan ziyade suyun cezbedici rahatlığını keşfediyordu, fakat bu sene öyle bir şansı yoktu. Arkadaşları, Alexandra'dan önce tatile gitmişler ve onu unutmuşlardı bile. Bunun da kalbini yakan acı ve yalnızlığı ile bir yaz geçirirken hızlıca önünde duran dergilere odaklandı yine. Dergiyi havaya kaldırarak belki de yüzüncü defa okuduğu sihir tarihi kısmını tekrar okudu dalga geçercesine. " Modern sihrin başlangıcı MS.500 yılı kabul edilmektedir. Bu tarihte birçok usta büyücü toplanmış ve geçmişte farklı dallara ayrılmış büyü tekniklerini tek bir dalda toplamışlardır.Tabi bunun bir sonucu olarak bir çok büyü işe yaramadığı gerekçesiyle unutulmaya mahkum edilmişlerdir." Dergiyi kapatıp hızlıca ayaklarının ucuna doğru fırlattı ve derin soluk alarak ayaklarını karnına doğru çekti. Sıkılmıştı genç kız. Her gün aynı şeyi yapmaktan, annesinin öğütlerinden ve sıkıcı konuşmalarından her zamanki gibi sıkılmıştı. Düşündüğü; ne yapabileceği, nereye gidebileceği ve Hogwarts'taki arkadaşlarıyla karşılaşabileceği bir yere görünmekti. Hızlıca yüzüne küçük bir tebessüm yerleştirerek yatağından fırladı ve dolabına doğru ilerledi. Uzun parmaklarını dolabın tokmağına doğru geçirerek giymek istediklerini ayarlamaya başladı. Dar bir kot pantolon, üzerine bol düşecek koyu mavi tonlarında askılı bir tişört, üzerine üstünde kitap modeli olan uzun bir kolye takacaktı. Kıyafetlerini asılı olan askılardan sabırsızca çekerken saate doğru çevirdi mavi gözlerini. Pek yoktu aslında. Genç değildi. 14:32 olduğunu görür görmez hızlıca giyinmeye başladı ve bedeninden kıyafetlerini sıyırdı. Yeni kıayfetlerini hızlıca giydikten sonra boy anasına doğru yaklaştı ve saçlarını düzeltmeye çalışarak fırçaladı genç kız. Her defasında önüne gelen saçlarını sevmiyor ama kendisine hoş ve sıcak bir hava kattığını düşünüyordu. Boğazını temizleyerek masada duran boynuna asacağı çantasını eliyle kavradı ve boynuna asarak kapıdan dışarıya çıkmaya yeltelendi.

    Spor ayakkabı giymesi, onun bu defa daha rahat olacağının temsilcisiydi. Aslında tam anlamıyla spor ayakkabı giyen birisi değildi Alexandra. Converse ya da topuklu ayakkabı giymek genç kızın her şekilde rahat edeceğini ayakkabı çeşidi olduğu için kendisini giyim tarzına göre bunlarla ayarlıyordu. Gözlerine, siyah ve büyük camlı güneş gözlüklerini taktıktan sonra hafif rüzgarın, saçlarını adeta bir denizin dalgası gibi savurması hoşuna gidiyordu genç kızın. Hızlıca Hogsmeade'ye gitme fikrini aklında dolaştırırken oraya geldiğinde nereye gireceği hakkında pek bir fikri yoktu. Arkadaşlarıyla, gezi sırasında hep Üç Süpürge'ye gelirler ve en çok sevdiği içeceği, kaymak birasını içerlerdi. Bunları hatırladıkça içine bir karanlık düştüğünü hatırlamaya başlayan Alexandra derin nefes alıp geçiştirmeye çalışıyordu özlemini. Üç Süpürge'ye girmeyi düşündü tekrardan. Kapısına geldiğinde öylece duraksadı ve ne yapması gerektiğini düşünmeye çalıştı. Nafile. Düşünmek bile istemiyordu aslında, düşünürse eğer acısını tazelemek olacaktı derdi. Ahşap kapıyı içeriye doğru ittirir ittirmez karşısına çeken bir çok tanıdık cadı ve büyücü ona gülümseyip selam veriyor, genç kızda buna karşılık vermek zorunda kalıyordu. Gözlerini, cam kenarında duran boş masalara gezdirirken birisine rastlamıştı sonunda. Clarise Chambers... Matthew'in en yakın dostu, genç kızın ise yaklaşmaya çalışsa da bir sonuç alamadığı ve sadece arkadaş olarak nitelendirdiği güzel kızdı bu. Okuldaki bir çok kişi bu kızın zekasına ve cesaretine hayran, güzelliğine birçok erkek hasta oluyordu, bu bir gerçekti. Matthew'i aklından geçirmeye çalıştı. Alexandra hissediyordu aslında. Clarisa, genç kıza karşı büyük bir kin besliyor gibi ve bu kinin sonucunda da Matthew duruyor gibiydi. Genç adamı üzmemek adına derin bir nefes aldı ve işi bitirmesi gerektiğini geçirmeye çalıştı aklından. Konuşabilecek miydi? Arsızlık gibi düşünülecek olsa da umursamadan ilerledi. Kimsenin düşüncesi önemli değildi Alexandra için. Yani Alexandra'nın arkasından söylenen laf için geçerliydi bu. Masanın yanına geldiğinde ahşap sandalyeyi eliyle kavrayarak kendine doğru çekti ve oturdu. Kitabından gözlerini ayırarak, sarı saçları omzuna düşen Clarise, kitabını kapatarak masaya doğru ittirdi ve kollarını birleştirerek açıklama bekliyor gibi duruyordu. Hızlıca çantasını yanına koyarak çekingen bir ifadeyle konuşmasına başlamaya çalıştı. "Konuşmak istiyorum." Alaycı bir tebessümle gülümseyen Clarise, genç kızın ortaya lafı atması için ellerini masaya doğru gösterdi. Sandalyeye sabitlenerek masaya yaklaştıktan sonra, yavaşça iç çekti ve anlatması gerekenlere başladı. "Bana neden böyle davrandığını açıkçası bilmiyorum Clarise. Belki Matthew'i benden kıskanıyorsun, o senin en yakın dostun biliyorum. Ama benimde sevgilim. Bana, bana soğuk davranıyorsun. Sanki ona zarar verecekmişim gibi, sanki sana da zarar verecekmişim gibi. Hepinizi üzmek gibi bir amacım olduğunu düşünüyorsun sanki." Kelimeler boğazına takıldıktan sonra yanlarına gelen garson Clarisa'nın kaymak birasını bırakırken Alexandra'da kendisine kaymak birası söylemeyi ihmal etmedi. Dışarıdaki kavurucu havaya bakmaya başladı ama bir taraftan da Clarise'den çıkacak sözleri beklemenin merakındaydı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clarisa Chambers
Hogwarts V. Sınıf
Hogwarts V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 311
Gerçek İsim : Serena.
Patronus : .Su Samuru. Sihirsel Soy : Safkan olarak biliyor ama Muggle Doğumlu.
En Belirgin Özellik : Cesur, mantıklı ve inatçı.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Verilen Söz   Ptsi Ağus. 22, 2011 5:15 pm



      ‘‘Clarisa… Lütfen beni üzme.’’ Genç çocuğun okyanusu andıran mavi gözlerine bakınca hüzünlendiğini hissetti. Tanıdık gelen bir çift göz onu yine eskilere götürerek karşısındaki genç büyücüyü daha da önemsemesini sağlıyordu. Onu en yakın arkadaşından öte kardeşi gibi görüyordu. Elini yavaşça kaldırdı ve büyücünün siyah saçlarını okşamaya başladı. Bir yandan da gözleri doluyordu. Bir anne edası ile dudaklarını bükerken karşısındaki dostunu da hüzünlendirmişti. Koskoca dört yıl… Clarisa onsuz ne yapabilirdi? Onsuz hayat ne kadar basit olurdu? Onu korumak istiyordu sadece, aynı kendisine yaptığı gibi. Ancak bu daha da farklı bir korumaydı. Ona öğütler verip annesi gibi okşuyordu saçlarını. Hem dost, hem kardeş hem de bir anneydi sanki genç cadı. Genç büyücünün gözlerine bir kere daha baktı ve sarıldı. ‘‘Sadece senin iyiliğini istiyorum. Anlasana güvenemiyorum ona.’’ Saçlarını sımsıkı tutarken omzuna yaslanmıştı başını. Bir yandan gözyaşlarının akmasına izin verirken bir yandan da derin derin nefesler arıyordu. Hogwarts’ı yıkacak derecede gürleyen gök gürültüsü Clarisa’nın duygularına eşlik etmişti sanki. Etraflarını çevreleyen rüzgarın hışırtısı ile genç büyücüden uzaklaşırken sağ eliyle gözlerini sildi. ‘‘Seni üzerse onu küle çeviririm. Fakat yine de iyi davranmayacağım.’’ Dostunun yamulmuş gözlüğünü düzeltirken dudakları tekrar hüzünle kıvrılmıştı. İçinde hala acı bir burukluk vardı.



    Genç cadı bunları hatırlarken karşısındaki kız hala konuşuyordu. Bu tavırları sadece sinir bozucuydu. Onu görmek istemiyordu. Sanki en yakın dostunu çalmıştı. Bu düşünce ile kafasını salladı ve bakışlarını dışarıya çevirdi. İnsanlar sıcaktan bunalmıştı. Kavurucu sıcaklık Muggle dünyasını bastığı gibi, sihir dünyasını da etkisi altına almıştı. Ne olursa olsun dünya aynıydı, maalesef ki bir türlü değişmiyordu. Uzun parmakları ile kaymak birasını kavrarken derin bir nefes aldı.
    ‘‘Bana neden böyle davrandığını açıkçası bilmiyorum Clarise. Belki Matthew'i benden kıskanıyorsun, o senin en yakın dostun biliyorum. Ama benimde sevgilim. Bana, bana soğuk davranıyorsun. Sanki ona zarar verecekmişim gibi, sanki sana da zarar verecekmişim gibi. Hepinizi üzmek gibi bir amacım olduğunu düşünüyorsun sanki.’’ Sevgiliymiş diye düşündü. Bu kız her cümlesi ile sinirini tepesine çıkartacak mıydı? Ah haydi ama Clar, sakin olmalısın. Bu Ravenclaw’lı cadıyı takmamalısın ancak… Matthew? Tanrım, onun iyi olması için canını verebilirdi. Her ne kadar üçlü grubun en mantıksızı ve eğlence düşkünü olan büyücüsü olsa da buna rağmen onun için farklı bir yere sahipti. Büyücü arkadaşını düşünürken dudakları tekrardan yukarıya kıvrılmıştı. Hogwarts’ta ki ilk gününde görmüştü onu. Gryffindor’a seçilince boğazından çıkan sese engel bile olamamıştı. Siyah saçları, masmavi gözleri ve büyük gözlükleri… O zamandan hissetmişti bugünlere geleceklerini. Ancak şuan gelecek ve bu kızla olan ilişkisi için hiçbir şey düşünemiyordu. Büyük bardağı dudaklarına bastırırken gözlerini kapatarak bu anın keyfini çıkardı. Nedense bu tat ona güzel anıları ve kişileri hatırlatıyordu. Bardağı tekrar masaya bıraktıktan sonra karşısında heyecanla cevap bekleyen kıza baktı. Kahverengimsi saçları dalgalar halinde omuzlarına düşüyordu. Masmavi gözleri artık daha da inatçı bir hal almıştı. Anlaşılan şuydu ki, bunun nedenini öğrenmeden gitmeyecekti. Clarisa sıkıntı ile oflarken öksürdü yavaşça. ‘‘Bak Ravenclaw’lı cadı yani adın her neyse…’’ Cümlesinin son tarafını alaycı bir kahkaha atarak söylemişti. Gıcık olduğunu biliyordu ve bu da işine fazlasıyla yarıyordu. Gülümsemesi yüzünde solunca cümlesine devam etti. ‘‘Matthew benim için fazlasıyla değerli. Siz bir süredir sevgili olabilirsiniz ancak ben uzun süredir onun hem dostu, hem kardeşi hem de annesi sayılırım. Tamam annesi demek saçma olabilir ancak onları zapt etmek fazlasıyla zor. Yani Maurice ve Matthew… Küçük çocuklar gibi. Benim için o yüzden farklılar. Yani bu senin anlayabileceğin bir şey değil.’’ Haklıydı, olamazdı da. Sevgili... Belki onlar için önemli bir kavramdı ancak kardeş… Bu bambaşka bir şeydi işte ve iki büyücünün de kardeşi gibi olmasından büyük bir gurur duyuyordu. İki mükemmel kardeş… Onları hatırlayınca her ne kadar gözleri dolsa da bu bilmiş cadının karşında savunmasız görünmeyecekti.





impossible love...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Verilen Söz
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Karşılıksız verilen başarı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Büyücüler Bölgesi - İngiltere :: Hogsmeade :: Üç Süpürge-
Buraya geçin: