AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Darius Glaber

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Darius Glaber
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Sihirsel Soy : Safkan
En Belirgin Özellik : Hiperaktivitesi.
Rpg Puanı :
87 / 10087 / 100
Düello Gücü :
0 / 1000 / 100

MesajKonu: Darius Glaber   Cuma Ağus. 19, 2011 4:02 pm

Yunan tanrıları mı? Olamazdı, onlar gerçek olamazdı. Onlar sadece hikayeydiler. Küçük çocukları korkutmak için birer hikaye. Ama şimdi birisi çıkmış bana onların gerçek olduğunu ve içlerinden birinin ebeveynim olduğunu söylüyordu. Ya bu insanlar çıldırmıştı, ya da hepsi gerçekti. Ama bunların gerçek olmasına inanmayı hiç istemiyordum. İlk seçenek bana dah cazip geliyordu. Ama şu anda bunu onlara söylesem kim bilir bana ne yaparlardı. Bu yüzden onların söylediklerine inanıyormuş gibi yapıyordum ya. Bana "ambrosia" isimli bir şey yedirmek istemişlerdi bir de. Ama bu delilerin elinden hiçbir şey yemezdim. Bir süre onları dinlemeye, onaylıyormuş gibi yapmaya karar verdim. Boş bir anlarında da buradan kaçacaktım. Sonunda içlerinden birisi bana kampı gezdirmeyi teklif etti.


İtiraf etmeliyim ki kamp gerçekten çok güzel bir yerdi. Tam olarak göremediğim bir yerden durmadan kanatlı atlar havalanıyordu falan. Çok havalıydı burası yahu. Ama yine de onlara inanmıyordum. Belki de buraya gelen çocukları böyle havalı şeyler ile kandırıp kendileri gibi yapıyorlardı. Bu yüzden bir an önce buradan kaçmalıydım. Tuvalete gitmek için izin isteyip yanlarından ayrıldım. Tuvaletlere kadar bana eşlik etmişti içlerinden bir tanesi. Ben ise ona teşekkür bile etmeden hemen tuvalete girdim. Ve okuldaki öğretmenlerimin farketmemesi için ayakkabımın içine sakladığım telefonumu çıkarttım. Hemen Clara'ya mesaj attım. Gelip beni kurtarabilecek tek kişi oydu. Hem o da beni seviyordu ya da ben öyle sanıyordum. Birisinden birdenbire Long Island'a gelmesini istemek çok saçmaydı. Ama Clara bunu hemen kabul etmişti. Beni buradan kaçıracak birilerini bulma işini halletmiştim. Şimdi işin zor kısmındaydık, buradan kaçmak için bir yol bulmalıydım. Tuvaletlerden çıktığımda dışarıdaki çocuk hala oradaydı ve beklemekten sıkılmış gibi bir hali vardı. Sıkkın bir ifade ile "Hadi, cephaneliğe gidiyoruz." dedi.


Cephanelik gerçekten muhteşem bir yerdi. Bir kere, her türlü silah vardı burada. Benden de bir tane silah seçmemi istemişlerdi. Bir şeylerden korunmam için lazımmış sanırım. Hemen silah aramaya başladım. Burada günümüzde kullanılan makineli tüfeklerden, eski Yunan dönemine ait olduğunu düşündüğüm kılıçlara kadar herşey vardı. Kendime hemen bir kılıç seçmiştim. Demirinin rengi maviye çalıyordu. Uzun, hafif ve dengeli bir kılıçtı. Elime de tam uyum sağlamıştı. Ama bunların hiçbiri önemli değildi. Bu kılıcı almamın sebebi kendimi bu manyaklardan korumak istememdi. Yanımdaki çocuk anlatmaya başladı. "Bu kılıcı telekineler yapmıştır. Bu yüzden oldukça özel bir silahtır. Ayrıca sahibinin enerjisini kullanarak bu enerji ile ateş yaratabilir. En büyük özelliği ise kılıcı başka biri kullanmak istediğinde onun enerjisini çalar ve sonraki ateş yaratmalarda bu enerjiyi kullanır. Ayrıca bu kılıcı kullanmadığın zaman sadece kabza halinde bulunabilir. Kullanmak istediğin zaman kabzayı kavrayıp kılıcı düşünmen yeterli. Hemen kılıç haline dönüşecektir." Demek bu kılıç ateş de oluşturabiliyordu. Çok güzeldi gerçekten. Kendimi bu manyaklardan savunmak için oldukça doğru bir silah seçmiştim. Yanımdaki çocuğa döndüm. "Bu kılıç gerçekten çok güzel, ve de elime de tam oturdu. Benim silahım bu kılıç olabilir mi?" Çocuk "evet" manasında kafasını salladı. Ardından borular ötmeye başladı. Sanırım önemli bir vakit gelmişti. Yanımdaki çocuk bana döndü. Ve "Benim yemeğe gitmem lazım. Eğer sen üzerine değişmek istersen oradaki Büyük Ev'de değişebilirsin. Orada seni ilk getirdiğimiz odada senin için yedek kıyafetler vardı." dedi. Ardından buradan görebildiğim kadarıyla amfitiyatroya benzeyen bir yere doğru uzaklaştı. Fırsat ayağıma gelmişti. Beni gözetleyen kimse yoktu, yani buradan kaçmamı engelleyebilecek kimse de yoktu. Hemen yolu dözlerimle takip ettim. Büyük bir ağaca kadar gidiyordu yol. Bana bu ağacın kampı koruduğunu söylemişlerdi. Hiç de umrumda değildi. Hemen oraya doğru gittim. Gözlerime inanamıyordum, ağacın başında bir ejderha bekliyordu. Ama şanslıydım ki uyuyordu. Korkmamalıydım, eğer korkarsam buradan asla kaçamazdım. Yavaş adımlarla ejderhanın yanında geçtim. Ve bir yokuşa geldim. Aşağı doğru koşmaya başladım. Biraz ilerledikten sonra anayol gözüküyordu. İleride bir araba ve başında 3 kişi vardı. Daha da yaklaşınca bu kişilerin Clara ve ismini bilmediğim bir kız ile bir erkek olduğunu gördüm. Kız ile erkek bizden daha daha büyük gösteriyorlardı. Hemen arabaya bindik.

Araba son hız ilerliyordu. Aradan yarım saat geçmişti. Yarım saat boyunca Clara'ya oradaki manyakların neler söylediğini anlatmıştım. O da sabır ile dinlemişti. Ama bir türlü şehre varamamıştık. Bu hızla giderken çoktan bir şehre varmamız gerekirdi. Birden araba yavaşlamaya başladı. Etrafıma baktığımda ağaçlık bir alan olduğumuzu gördüm. Ama burası bir meydan gibiydi. Ve etrafı ağaçlarla çevriliydi. Bu işte bir terslik vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. İçimden bir his buradan bir an önce kaçmam gerektiğini söylüyordu. Ve de kafamın içinden bir ses "Darius, oradan kaç hemen. Orada sana yardımcı olamam." diyordu. Arabadan inmem bir nevi iyi de olmuştu. Çünkü DEHB olduğum için kapalı bir alanda yarım saat oturmak benim için büyük bir başarı sayılırdı. Burada bir tuhaflık var gibiydi. Minotorun bana saldırdığı gün de kafamın içinden aynı ses okula gitmememi söylemişti. Ben ise onu dinlememiştim bile. Ardından da kendimi delilerin arasında bulmuştum. Clara'nın sesiyle kendime geldim. "Darius, senin kimin oğlu olduğunu söylemişlerdi, hatırlıyor musun?" Clara'nın bunlarla neden ilgilendiğini tam olarak bilmiyordum, ama o an içimden bunu sorgulamak hiç mi hiç gelmiyordu. "Hayır, bana kimin oğlu olduğum konusunda hiçbir şey söylemediler, zaten onların söylediklerinin bir kelimesine dahi inanmıyorum." Bana döndü ve gülümseyerek "Demek kimin oğlu olduğunu bilmiyorsun?" dedi. Bense "evet" manasında başımı salladım. Clara konuşmasına devam etti. "Ben senin kimi oğlu olduğunu biliyorum Ares çocuğu." demişti. "Ares çocuğu" da ne demekti yahu? "Ares çocuğu mu? O da ne demek? Ayrıca sen de mi tanrılarla ilgili aptallıklara inanıyorsun?" Sorum onu güldürmüştü.

"Sence bunlar aptallık mı?" dedi ve birdenbire dönüşmeye başladı. Etrafıma baktığımda diğer kız ve oğlan da dönüşüyordu. Çok daha çirkin varlıklara dönüşüyorlardı. Dönüşümlerini tamamladıklarında insan,doberman ve fok balığı karışımı gibi bir şeydiler. "Cevap ver Darius. Biz de mi gerçek değiliz? O kadar aptalsın ki hem Melez Kampı'ndakilere inanmadın. Hem de gelip beni çağırdın." Şok olmuştum. "Sen de kimsin?" diyebildim sadece. "Aptal, benim Clara. Benim asıl halim bu. Ama sen o kadar aptaldın ki Sis'in arkasını göremiyordun. Bu yüzden benim bir telekine olduğumu asla anlayamadın. Ve şimdi seni burada öldüreceğim." dediği gibi üzerimde doğru saldırdı. Ani bir refleks ile kenara kaçtım. Clara veya her neyse söylediğinde ciddiydi anlaşılan. Hemen elimi Melez Kampı'ndayken bana verdikleri kılıca götürdüm. Bu sırada da aklımdan bir sürü düşünce geçiyordu. Demek ki oradaki çocukların söyledikleri doğruydu. Bütün bu tanrılar,canavarlar falan gerçekti. İnanamıyordum. Bu sırada diğer telekine de üzerimde doğru saldırdı. Hemen kılıcın kabzasını kavrayıp kılıcı düşünmeye başladım. Birbenbire kılıç elimde belirmişti. Kılıcı gören telekinelerden Clara olduğunu düşündüğüm bir kahkaha attı. "Bizim yaptığımız kılıçla bizi mi öldüreceksin? Onu zamanında biz yapmıştık. Ama ne yazık ki Melez Kampı elimizden aldı. Ama şu anda elimize bu kılıcı geri almak için bir fırsat geçti. Ve biz de bu kılıcı geri alacağız." Gülümsedim, ve "Çok beklersin." dediğim gibi telekinelerin üzerine saldırdım. Üzerine saldırdığımda bir mızrak çıkartmıştı ve saldırılarımı karşılıyordu. Kılıç konusunda az da olsa eğitimim vardı bu yüzden kılıç, sopa gibi silahlarla rahatlıkla savaşbilirdim. Ama karşımdaki telekine oldukça tecrübeli olmalıydı ki her hamlemi rahatlıkla karşılıyordu. O anda onu nasıl yenecebileceğimi anladım. Hemen kılıcımdan birazcık ateş çıktığını düşündüm ve bu ateşi telekinenin sağ tarafına doğru savurdum. Telekine şaşırmış biçimde ateş ile uğraşırken. Kendi sağ tarafımdan ona doğru bitirici bir vuruş yaptım. Kılıcım ona dokunduğu gibi toza dönüştü. Diğer telekineler kahkahalarını kesmiş bana bakıyorlardı. Gözlerinin içine baktığımda şaşkınlık,nefret,korku ve intikam arzusu gördüm. İlkini yenmem zor olmamıştı ama iki kişiydiler. Ve de ateş yaratırken enerji harcamıştım. Telekinenin biri "Öleceksin Ares çocuğu, hem de en feci şekilde öleceksin. Arkadaşımızı yok ettiğine pişman şekilde öleceksin." dedi. Diğer telekineyi öldürünce kendime güvenim yerine gelmişti. Gülümsedim, ona küçümseyici bir bakış attım ve "Seni öldürmeden olmaz." dedim. Ve telekineler direk üzerime hücum etti. İkisinin elinde de kılıç vardı. İkiye karşı tek başıma savaşmak zordu. Ama savaştayken bana bir şeyler olmuş gibiydi. Duyularım keskinleşmiş, reflekslerim kuvvetlenmişti. Hamleleri karşılamak çok kolay gelmeye başlamıştı. Ama gitgide yoruluyordum. Onların yenemeyecektim, ama hiç yoktan bir tanesi yok ederek ölmeliydim. Kılıcımdan alevler çıktığını düşündüm ve kendi etrafımda dönmeye başladım. Birdenbire bir alev fırtanısının ortasında buldum kendimi. Ama fırtınayı oluşturan kişi bendim. Yavaşlayarak durduğum iki telekinenin de yerde yattığını gördüm. Hemen gidip kılıcımı birine sapladım ve anında toza dönüştü. Sona kalan telekine hemen ayağa kalktı. Ve birdenbire Clara oluverdi, hayır telekine olmuştu. Olamaz, o kadar güçsüzdüm ki Sis'e karşı koyamıyordum. Onu bir telekine olarak bir de Clara olarak görüp duruyordum. Yavaş yavaş enerjim yerine geliyordu. Artık onu tamamen bir telekine olarak görüyordum. Üzerime saldırdı, hamlelerini savuşturmam gitgide zorlaşıyordu. Sonunda sert bir hamleyle kılıcımı yere düşürdü ve beni ittirerek sırt üstü yere yapıştırdı. Hemen kılıcını beni öldürmek için havaya kaldırdı ve "İşte Ares oğlu. Hakettiğini buluyorsun, arkadaşlarımı yok ettin ben de karşılığında seni öldürüyorum." dedi. korkuyordum. Çünkü ölecektim. Bir kılıcın burnumun ucuna kadar geldiğini gördüm. Ve de kılıç orada durdu. İnanamıyordum, baktığımda bu kılıcın telekinenin kılıcı olmadığını gördüm. Bu kılıç telekinenin içinden geçmişti. Telekine toza dönüştüğünde karşımda Melez Kampı'nda bana yol gösteren çocuğu gördüm.


"O telekine biraz önce sana "Ares çocuğu" mu dedi?" diye sordu. "Evet" manasında kafamı salladım. Düşünceli bir şekilde "Demek ki sen Ares'in çocuğusun. Ki bu şu anda kafanın üzerindeki sembolden de belli oluyor." dedi. Baktığımda gerçekten de kafamın üzerinde bir sembol vardı. Tanrı babam beni sahiplenmişti. Demek ben Ares'in oğluydum. Televizyonlardan vs. duyduğum kadarıyla Ares, Yunan savaş ve yıkım tanrısıydı. Demek bu yüzden savaşta iyiydim. Ben bunları düşünürken diğer çocuk gülümleseyerek. "Bir daha sakın Melez Kampı'ndan kaçayım deme. Bizim için en güvenli yerin orası olduğunu umarım anlamışsındır. Hadi atla da gidelim." dedi. Ve pegasusuna atladı. Ben de hemen arkasına bindim. Ve hayatımın bundan sonra nasıl şekilleneceği konusunda düşünmeye başladım.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Beatricia Gallagher
Yönetim
Yönetim
avatar

Mesaj Sayısı : 584
Gerçek İsim : Yağmur
Patronus : Kuğu. Sihirsel Soy : Melez.
Özel Yetenek : Görücü.
En Belirgin Özellik : Ayşinsever
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Darius Glaber   Cuma Ağus. 19, 2011 6:22 pm

Betimleme: 30 / 27
Renk ve Paragraf Düzeni: 10 / 6
Uzunluk: 5 / 4
İmla Düzeni: 10 / 9
Anlatım: 30 / 28
Kurgu: 15 / 14
Puanınız: 87




SENİYERİM:
 

SENİDEYERİM:
 

Alİşte:
 

Ühü:
 


OHA RUPERT'İN DOĞUM GÜNÜ HERKES KUTLASIN RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://twitter.com/#!/yagmurayyildiz
 
Darius Glaber
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: