AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Isabelle C. Franke

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Isabelle Coco Franke
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
Muggle'sınız lütfen rütbenizi bir an önce belirleyiniz.
avatar

Mesaj Sayısı : 1
Sihirsel Soy : Düzenlenecek.
En Belirgin Özellik : Düzenlenecek.
Rpg Puanı :
66 / 10066 / 100
Düello Gücü :
33 / 10033 / 100

MesajKonu: Isabelle C. Franke   Cuma Ağus. 19, 2011 11:41 pm

Okulun son günü erken kalktım. Hızlıca çantamı toparladım ve dışarı çıkarken anneme seslendim, ''Görüşürüz anne!'' Annem beni geçirmek için kapıya çıktı. ''Görüşürüz Tatlım. Okul çıkışında beni bekle. Alışverişe gideceğiz.'' Alaycı bir ifadeyle ''Tamam geç kalmazsan beklerim.'' dedim ve cevap vermeden kendimi dışarıya attım. Annem yeryüzündeki, gelmiş geçmiş en yavaş insandır. Bir yere asla vaktinde yetişemezdi. Bunu kabullenmediği gibi beni de her zaman zor durumda bırakıyordu. Bu yüzden servise yazılmak benim için büyük bir lutüf olmuştu. Servise atladım ve en yakın arkadaşım Marsh'ın yanına oturdum. ''Selam!'' Gülümseyerek yüzüne baktım. ''Selam'' morali bozuk gibiydi. ''Ne bu suskunluk?'' diye sordum. Bana baktı. Yüzünde son derece ciddi bir ifade vardı. ''İçimde kötü bir his var Bells.'' Ünlü Hollywood filmlerindeki karakterlerin kötü bir taklidini yapmaya çalışarak beni güldürmeye çalıştı. Ama ardından gelen ciddiyeti kasveti geri getirdi. Havadaki bulutları dağıtmak için konuyu bahar partisine çevirdim.''Ee bu akşam okul partisine kiminle gidiyorsun bakalım?'' İnanamıyormuş gibi baktı ''Tabi ki, felsefe sınıfındaki Sophie ile.'' gülümsedi. ''Vaay, sonunda 'felsefe sınıfındaki Sophie'yle tanışıyoruz ha?'' dedim dalga geçerek. Marsh kahkahalar atarak ''Sen dalga geçeceğine kimle gidiyorsun onu söyle.'' dedi. ''Ben yalnız gidiyorum canım. Kızlarla öyle sözleştik.'' Marsh kahkahalar atarak cevap verdi. ''Sen şuna kimseyi bulamadım desene.'' Teslim olurcasına ellerimi havaya kaldırdım. ''Evet itiraf ediyorum. Felsefe sınıfımda hiç yakışıklı yoktu.''
Marsh kahkalar atarken arkamızda oturan büyük sınıftan iki çocuk
rahatsız olup bizi uyardılar. Dalga geçerek Marsh'a elimle sus işareti
yaptım ama o daha çok gülmeye başladı.
Okula vardığımızda parti
süslemeleri neredeyse tamamdı. Koridorda ya da sınıfta kime
rastladıysam, herkes kendini şimdiden partiye kaptırmış, sürekli
elbiselerini konuşuyordu. Birlikte gitmeye söz verdiğim Jane ve Margot
bile akşama okuldan iki çocukla sözleşmiş, saçlarını nasıl yapacaklarını
konuşuyorlardı. ''Hani birlikte gidecektik ve kimseye bu yüzden söz vermemiştik?'' diye kızdım onlara. ''Jane'e teklif gelmiş. O da kabul etmiş. Sonra ben de Michael'in kimseyle sözleşmediğini öğrenince ona teklif ettim.'' dedi Margot. Trip atmaya başlamıştım ki ''Hadi ama Coco! Michael'e son bir aydır zaafım olduğunu biliyorsun. Lütfen kızma.''
Ona kızmadığımı söyleyip oradan uzaklaştım. Kızmadığımı söylesem de,
son anda bunu yapmaları hiç hoşuma gitmemişti. Son dersten sonra çıkışta
kapıda buluştuk. Hala aynı şeyden bahsettiklerini görünce ''Kızlar yeter artık! Bütün gün aynı konuyu konuşmaktan sıkılmadınız mı?'' Tam o sırada geometri sınıfımdan Gerard Grange önümüzden geçip ''Partide görüşürüz bayanlar.'' diyerek gülümsedi. O uzaklaşınca Margot bir şey hatırlamışcasına bir çığlık kopardı. ''Tanrım Coco! Nasıl da unuttum!'' Şaşkınlıkla ona baktım. ''Ne Margot? Neyi unuttun?'' Margot telaşla konuştu, ''Bugün
Gerard senin bahar partisine biriyle gidip gitmeyeceğini ve eğer davet
edersem, Coco kabul eder mi diye sormuştu ve ben bunu sana söylemeyi
tamamen unuttum! Çok özür dilerim'' Margot'un şapşallığına gülerek, ''Ah bu muydu Margot! Ben de kötü bir şey oldu sandım!'' Durumun ciddiyetini korumak istermiş gibi ''Oldu tabi ki parti bu akşam ve ben çocuğa kesin bir cevap vermedim.'' dedi. Jane lafa karıştı, ''Tamam Margot. En azından şimdi söyledin. Çok geç olmadan. Önemli olan Isabelle ne düşünüyor? Bence kabul et Isabelle, hem yalnız gitmemiş olacaksın.''
İkisi birden bana bakıp cevap vermemi beklediler. Aslında tek başıma
gitmeyi düşünüyordum ama Gerard hoş bir çocuktu. Jane ve Margot da
birileriyle sözleşmişti ve ben de yalnız gitmek istemediğimi farkettim. O
sırada annem arabasıyla kaldırıma yanaştı ve beni görünce el salladı. Şaşkınlıkla ona bakakaldım. İlk defa bir yere vaktinden önce gelmişti. Sanki bugün benim partiye gideceğimi önceden biliyormuş gibiydi. Gülümseyerek bana camdan el salladı. Ben de şaşkınlıkla ona gülümsedim ve Margot'a döndüm ve ''Söyle ona saat yedide beni evden alsın.'' Margot ellerini çırparak ''Tamamdır.'' dedi. Arabaya doğru koştum. ''Selam Anne!''
Annem beni öptü ve kemeri takmamı söyledi. Araba hareket ederken
kaldırımda bekleyen Jane ve Margot'a el salladım. Annem günümün nasıl
geçtiğini sorduğunda ise sadece iyi demekle yetinebildim. Bu sefer benim içimde kötü
bir his vardı.

Alışveriş merkezine vardığımızda, mağazalar neredeyse
aklımı başımdan aldı. Bütün sıkıntıları kafamdan atıp alışveriş odaklandım. Vitrinde gördüğüm krem renkli çiçekleri olan
sevimli bir elbise vardı. Annem üzerimde çok hoş duracağına kanaat
getirdikten sonra paketlerle birlikte mağazadan çıktık. Akşam olmadan
eve vardığımızda annem hazırlanmama yardım etti. Elbiseyi giyip
saçlarımı yaptığımda aynadan bana bakıp ''İçinde her zaman bir prenses olduğunu biliyordum.'' diyerek yanağımdan öptü. İçimdeki kötü his sözleriyle beraber daha da arttı. Üzüntüyle arkamı dönüp ona sarıldım. Gözlerim dolmuştu ki ''Aaa hadi bakalım küçük hanım. Ağlamanın sırası hiç değil.'' diyerek beni avutmaya çalıştı. Son
bir çabayla ona gülümsedim. O anda sinir edici bir korna sesi duyuldu. Annem
pencereden bakıp ''Gerard geldi.'' dedi. Ondan hoşlanmamış gibi bir hali
vardı. Ama bu konuda bir yorum yapmadı. Elimden tutup beni
merdivenlerden kapıya kadar geçirdi. ''On ikiden önce evde ol külkedisi. Yoksa büyü bozulur.''
diyerek neşeyle güldü. Klişe espirisi o ana kadar duyduğum en güzel espiriymiş gibi geldi. Ona tekrar sarıldım ve hızlıca kapıdan dışarı
çıktım. Parti olayının hemen bitmesini ve içimdeki kötü his
gerçekleşmeden eve geri dönmek istiyordum. Gerard beni kapıda karşıladı.
Donuk bir ifade ile ''Merhaba Isabelle. Çok hoş olmuşsun.'' dedi arabanın kapısını açarken. ''Teşekkür ederim Gerard. Çok naziksin.''
Zorlama bir nezakat ile arabaya bindim. Gerard kapımı kapadı. Hızla diğer koltuğa oturdu ve arabayı çalıştırdı. Yol boyunca hiç konuşmadık. 'Benden hoşlanıyorsa, konuşmalı. Susarak bir yere varamaz' diye düşünüyordum ki okul binası uzaktan göründü. İyice yaklaştığımızda inmeye hazırlanıyordum. Arabanın yavaşlamasını
beklerken aniden Gerard gaza bastı. Şaşkınlıkla ''Gerard! Okulu geçtik. Ne yapıyorsun?'' Gerard bunun üzerine gaza daha çok batı. ''Sana diyorum! Geri dönmeliyiz! Bak, eğer Margot sana söylemediyse hemen söyleyeyim, böyle şeylerden hiç hoşlanmam. Lütfen şimdi okula geri dön!'' Hız ibaresi neredeyse sonuna gelmişti. Çocuk transa girmiş gibiydi. Hızla arabayı sürüyor, tek kelime etmiyordu. Son hız ilerliyorken anayoldan çıkıp, ormana
girdiğimizi, şehir dışına çıktığımızı fark ettim. Telaşla ''Gerard lütfen okula geri dön!''
diye yalvarmaya başladım. Korkuyordum. Eve bir daha hiç geri
dönemeyeceğimi düşünmeye başladım. Aklıma annem geldi. Arkadaşlarım geldi. Bir
daha onları hiç göremeyecektim. Araba hızla ilerlerken ağlamaya
başladım. Ben hüngür hüngür ağlarken, araba büyük bir fren yaparak
aniden durdu. Koltuktan fırlamamak için zor tutundum. Gerard hızla
dışarı çıktı. Kapımı açıp beni zorla arabadan indirdi. Aklımdan yine felaket senaryoları ve acil kurtuluş çözümleri geçirmeye çalışıyordum ama burdan hiçbir kurtuluşum yoktu. Gerard beni sürüklemeye çalışırken, birden yolun
ortasında Marsh'ı gördüğümü sandım. Hızla bize doğru koşuyordu. ''Marsh!'' diye tüm gücümle bağırdım. Ardından kafama yediğim darbeyle herşey karanlığa gömüldü.

Uyandığımda
başım, defalarca darbe almışcasına zonkluyordu. Üzerimde hala
krem rengi elbisenin olduğunu fark ettim. Etekleri yırtılmış, bazı
yerleri çamur olmuştu. Kolumda bir serum vardı. Etrafıma bakındım ve
hastane gibi bir yerde olduğumu tahmin ettim. Neler olup bittiğini
hatırlamaya çalırken Marsh yanıma geldi. ''Selam melez. Yeni evine hoşgeldin!'' dedi. Yeni ev mi ? Gözlerimi kırpıştırarak ''M-melez mi ? O da ne ? Ayrıca annemin bir hastaneye taşınmak isteyeceğini hiç sanmıyorum.'' dedim. Marsh gülerek ''Hayır Bells. Burası melezlerin kampı. Yarı insan yarı tanrı çocukların kampı ve annen burada yok.'' Yüzündeki gülümseme silinmişti. Ciddi olduğunu gözlerinden anladım. Anlamadığım şey melez kısmıydı. ''Yarı insan yarı ne ?!'' Sesim fısıltıyla çıkmıştı. ''Tanrı Bells.
Tanrı ! Senin baban bir tanrı! Hani şu okulda gördüğümüz felsefe ya da
latince derslerini hatırlıyor musun? İşte orada, o antik yunanda yaşayan
on iki tanrıdan biri.'' Şaşkınlığım konuşmama engel olmaya
başlamıştı. Marsh'ın en sonunda şaka diye bağırmasını bekliyordum. Ama
öyle bir şey olmayacaktı. Bana son derece ciddi gözlerle bakıyordu. Olayı kavramaya çalışarak, ''Babam bir tanrı mı ?'' diye
tekrar ettim. Oysa bizi terkettiğini sanıyordum. Bu yüzden ona hep kin
beslemiştim. Şimdi ise onun bir tanrı olduğunu söylüyordu Marsh. ''Melez Kampına -tekrar-, hoş geldin Isabelle.'' dedi. Söylecek söz bulamıyordum. Uzunca bir sessizlikten sonra cesaretimi toplayarak Marsh'a döndüm. ''Peki Marsh, Benim babam kim?''

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Beatricia Gallagher
Yönetim
Yönetim
avatar

Mesaj Sayısı : 584
Gerçek İsim : Yağmur
Patronus : Kuğu. Sihirsel Soy : Melez.
Özel Yetenek : Görücü.
En Belirgin Özellik : Ayşinsever
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Isabelle C. Franke   C.tesi Ağus. 20, 2011 9:11 am

Betimleme: 30/25
Renk ve Paragraf Düzeni: 10/5
Uzunluk: 5/3
İmla Düzeni: 10/6
Anlatım: 30/22
Kurgu: 15/10
Toplam puanınız 66.




SENİYERİM:
 

SENİDEYERİM:
 

Alİşte:
 

Ühü:
 


OHA RUPERT'İN DOĞUM GÜNÜ HERKES KUTLASIN RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://twitter.com/#!/yagmurayyildiz
 
Isabelle C. Franke
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: