AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Giana Stensie Maraqué

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Giana Stensie Maraqué
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 8
Gerçek İsim : Selin
Patronus : Leopar. Sihirsel Soy : Safkan
En Belirgin Özellik : Ciddiyeti.
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Giana Stensie Maraqué   Çarş. Ağus. 24, 2011 10:20 pm

    “Sevmek.” dedi genç kadın, dudaklarından dökülen tek kelimenin anlamı altında ezilirken omuzları. Gözleri dolan yaşlarla boğuşurken, sesinin çatallı çıkmaması için uğraşsa da başaramadığının farkında olarak derin bir nefes aldı.

    “Sen hiç sevdin mi?”

    Cevap alamayacağını biliyordu. Yalnızca kendi kalbinin yerinden çıkma çabaları ve karşılıklı nefes alıp verişleri yankılanırken sessizlikte, cevap almayı beklemedi de zaten. Buraya gelirken, baştan kaybedeceğini biliyordu. Ya da aslında hiç kazanamamış olduğunu. Islak gözlerini elinin tersiyle silerek, gülümsedi. Suratında tüm yaşanmışlıkların attığı tekmelerin izleri, acı hatıralar, umutlarına veda edişleri, bir kitap gibi okunurken son bir kez baktı karşısındakinin gözlerine. Sevmedin tabii ki...

    Dünya üzerine çökerken, bunu aldırış etmedi. Bundan sonra dünyanın pek de önemi yoktu onun için. Aslında, hiç olmamıştı. Kendisininde anlayamadığı üstün bir beceriyle, arkasını döndü. O’na. Umutlarına. Geleceğine. Geçmişine. Hayatına. Elinden kayıp giden her şeyini tutmak isteyeceğini düşündü. Oysa, o avcunu açmış, milyolarca kum tanesini avuçlarında tutmayı deniyordu. Tutamayacağını bile bile... İşte, bitmişti. Zaten belliydi biteceği. Onlar, başından beri kaybedenlerdi. Sevmeyi bile becermemişlerdi, veda etmeyi nasıl başarabilebilirlerdi?

    Attığı her adım, kalbini paramparça ederken kapının önünde durdu. Neden bilmiyordu, sadece son bir kez bakmak istedi gözlerine. Ve, yavaşça arkasını döndü. O umutsuz gözler... O, ‘neden?’ bakışı... Unutmayacağını biliyordu genç kadın bunları hayatı boyunca. Yıkılmışlığı, yalnızlığı, vazgeçişi. O an, ölene kadar bu anı aklında tutmaya söz verdi. Zaten bundan sonra bir hayatı olacağını düşünmüyordu, belki nefes alan bir beden, belki bir bedenin içine hapsolmuş amaçsız bir ruh... Göz yaşları son bir kez süzülürken yanaklarından yeniden çıkışa döndü. Arkasında nefes alan kişinin nefesleri, kulağında Cennet’ten gelen bir melodi gibi çınlarken, Cennet’i terk ederek kendi Cehennem’ine döndü. Hayatına. Yok oluşuna.

    Ayakları altında eziliyordu dünya şimdi. Eliyle kapıyı aralarken, düşünmeyi bırakmıştı. Zihin. Karmaşıklardan kurtulması için verilen o karmaşık meret. Ne kadar ironikti değil mi? Daha zihnin sırlarını çözememişken, zihniyle olayları çözmesi isteniyordu ondan. Sorgulamak yoktu insanların pek çoğunun lugatında. Aslında zihinlerini de kullandıkları söylenemezdi. Kapıyı ağır ağır kapattığı sırada, kuş cıvıltılarıyla dolu olan bahçenin ferahlatıcı kokusunu içine çekti. Ciğerleri isyan ediyordu temiz havaya. Adı Ophelia olan genç kadın ise, tüm dünyayı sarmalamak, eliyle ondan intikam alırcasına yok etmek istiyordu. Gözleri intikam düşüncesinin verdiği hırsla yanıyordu. Masmavi gözler alevler çıkararak yanarken, kalbi de yanıyordu onunla birlikte.

    Hayatında hiçbir zaman kaybeden olmamış biri için, bir aşkı kaybetmek çocuğunu düşüren bir kadının hissettiklerini yaşamak gibiydi. Tarif edilemezdi, oysa herkes anlayabildiğini iddia ederdi. Sonuçta, onu anlıyorum diyenler Ophelia’nın acısını yaşayacaklar mıydı? O attığı her adımda ölüme giderken onunla birlikte ölecekler miydi? Yoksa, her zamanki gibi acılarını dile getirip yaşamaya devam mı edeceklerdi? Ophelia bunun cevabını biliyordu. İnsanların hepsi yalancı, çıkarcı ve bencildi. Bir başkasının acını yüreklerinde duyduklarını iddia eder, kendilerine gelince ‘Sen anlamazsın’ derlerdi. Değişmeyecekti. Kimse onları değiştiremeyecekti. Yok oluşlarına kadar bu böyle sürecekti. Belki de yok oluşlarının sebebi de bu olurdu...

    Huzur dolu bahçenin ardından, hala hiçbir şey olmamış gibi parlayan güneşin aydınlattığı sokağa daldı genç kadın. Gözlerinin yaşlarını bir kez daha elinin tersiyle silerken hiç beklemediği bir şey oldu. Fırtınalı günlerinin ardından ilk kez güneş doğdu. Dokuz aylık bir beklemeden sonra, dünyaya merhaba dedi. Sonsuzluğun olmayan sonunda huzuru tattı...

    “Tabii ki sevdim seni şapşal kadın! Her dakikamda, her saniyemde. Her nefes alışımda sevdim ben Ophelia! Bana dön, Opal. Bana bak. Her şeyi geride bırakıp gidebileceğine inanıyor musun?”

    Midesinden çıkarak içine sığmayan şeyler neydi genç kadının, o hep bahsedilen ama asla kanıtlanamamış olan kelebekler mi? Ciddi anlamda, kalbi göğüs kafesinden çıkmaya zorlanırken nefes alamayışının sebebi bu muydu? Kendisini karın altında kalmış ve donmak üzere olan biri gibi hissediyordu Ophelia. Şu an canı yanmıyordu, hatta aksine artık tamamıyla uyuşmuştu. Oysa birazdan öleceğini biliyordu. Umutsuzca ölüm anını beklemekten başka çaresi de yoktu zaten.

    Yerlerde sürünen cesaretini toplayarak, arkasını döndü. Onunla burun buruna gelince geriye bir adım attı. Bu kadar yakınında olduğunu, sadece kafasını kaldırsa onun dudaklarına uzanabileceğini düşünmemişti. Şaşkınlığını saklama gereksinimi duymaksızın, yenilmişliğini haykıran mavi gözlerini genç adamın gri gözlerine dikti.

    “Ona da böyle demiş miydin Marcus? Beni aldattığın kadına, yanında şehvetle kıvrılırken de bunları söyledin mi? Ona da seni seviyorum dedin mi? Sana bakarım, lanet olsun evet sana bakarım! Senden korkmuyorum. Çünkü sen sevmenin anlamını bilmediğin gibi, onu anlayamayacak kadarda kişiliksizsin! Bir daha yoluma çıkma. Cennet’im olma! Benden uzak dur. Madem sevdiğine inanıyorsun, kendi sevginle boğul. Benimkiyle değil.”

    Nefes almayı unutan genç kadın, hışımla arkasını döndü. Gökyüzü üzerine doğru çullanırken var gücüyle koşturmaya başladı. Eziliyordu, çiğneniyordu, ah iyi haber, ölüyordu! Ondan uzaklaşmak için attığı her adımda kurtuluyordu. Peşinden gelmemesi için haykırıyordu beyni. Kalbi ise ona karşı gelerek onu takip etmesi için, için için eriyordu. Ophelia ise, ne kalbini ne de beynini dinlemeyi tercih etti. Kendisini hiçliğin içine bırakarak, deli gibi korna çalan kamyonun önüne attı.

    Şimdi, huzurun zamanıydı. Genç adamın gözlerindeki pişmanlığı içine sindirirken gülümsedi. Çarpma anında, artık donma zamanı gelmişti bile. Hayatın soğukluğundan sıyrılarak, ölümün sıcak kollarına sarıldı. Huzurluydu. İçinde kalanlar olmaksızın, en sonunda sonsuzluğa adımını atmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Beatricia Gallagher
Yönetim
Yönetim
avatar

Mesaj Sayısı : 584
Gerçek İsim : Yağmur
Patronus : Kuğu. Sihirsel Soy : Melez.
Özel Yetenek : Görücü.
En Belirgin Özellik : Ayşinsever
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Giana Stensie Maraqué   Perş. Ağus. 25, 2011 5:58 am

Betimleme: 30
Renk ve Paragraf Düzeni: 10
Uzunluk: 5
İmla Düzeni: 10
Anlatım: 30
Kurgu: 15
Toplam:100
Aramıza hoş geldiniz.




SENİYERİM:
 

SENİDEYERİM:
 

Alİşte:
 

Ühü:
 


OHA RUPERT'İN DOĞUM GÜNÜ HERKES KUTLASIN RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://twitter.com/#!/yagmurayyildiz
 
Giana Stensie Maraqué
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: