AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lilth Claude.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lilth Claude
Beauxbatons V. Sınıf
 Beauxbatons V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Gerçek İsim : Gökçe.
Sihirsel Soy : *
En Belirgin Özellik : *
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Lilth Claude.   Perş. Ağus. 25, 2011 9:33 am

    Hayat öylesine karmaşık bir hataydı ki, hiçbir zaman sona yaklaştığımı görememiştim bu hastalık öncesinde. Düşmüştüm ben, etrafımdaki insanlar çığlıklarımı duymazken kendi karanlığıma yenik düşmeyi kabullenmiştim. Geçmişte yaşayan Solaina ölmüştü, artık çöküşün eşiğindeki bir genç kızdan başka bir şey değildim. Gün geçtikçe hayat ile bağlarım zayıflarken içimdeki bu canavar benim yok oluşuma kahkahalarla gülüyordu. Tüm ruhum eski saflığından arınmış, tehlikeli bir biçimde kirlenmişti adeta. Bazen, bu hayata gözlerimi yumsam arkamdan kimlerin ağlayacağını merak ederdim. Aslında bir önemi yoktu, tüm o gözyaşları arasında birkaç gün sonra adım kendisini ölüme sürükleyen Solaina olarak anılırdı, birkaç ay sonrasında ise yalnızca buruk bir acı kalırdı geriye. Son günlerimdi ya da son saatlerimdi. Denizden çıkarılmış bir balık gibi hayatta kalmak için çıpınıyordum, her çırpınışımda ise daha çok yaklaşıyordum uçurumun kenarına. Yapılacak tek şey bu canavarı derinlere gömmekti ve benim buna gücüm kalmamıştı artık. Onu içeride tutamıyordum, aksine artık o beni tutsak etmeye başlar olmuştu.

    Cübbemin etekleri uçuşuyordu rüzgara hafifçe, gülümsedim usulca. Ağaçlar yapraklarını sallıyorlardı bana merhaba dercesine, güneş beni sıkmayan bir biçimde ısıtıyordu tenimi ve kuşlar neşeli cıvıltılarıyla başımın üzerinde ahenkle uçuşuyorlardı. Histeri krizlerim son zamanlarda fazlasıyla artmıştı ve ben artık onları engelleyemiyordum, belki de dışarı çıkmak ve temiz hava almak bana daha iyi gelir diye düşünmüştüm ki öyle gibiydi. Şimdilik, korkutucu bir şey olmamıştı ve henüz kontrolümü kaybetmemiştim. Ayağımın altındaki çakıl taşlarından bir tanesini tekmeledim, zıplayarak yuvarlanmasını izledim usulca. Gerçekten de doğa ile başbaşa zaman geçirmek hoşuma gidiyordu, ruhumun derinliklerindeki karanlığı bastırıyor ve çığlık atan benliğimdeki canavarı susturuyordu. Rüzgar tekrar eserek saçlarımı omuzlarımdan aşağıya doğru uçurduğunda kıkırdadım. Uzun zamandır öyle bir durumdaydım ki bırakın gülümsemeyi yüz kaslarımı oynatmayı bile unutmuştum. Oysa ki bir zamanlar kardeşlerim içerisinde en neşeli olanlarındandım ben, şimdi ise her geçen gün daha da içime kapanıyor ve hastalığımın kirli elleriyle beni ele geçirmesine izin veriyordum belki de onları bu durumdan haberdar etmem gerekirdi, belki o zaman daha iyi olurdu durumum. Belki de çoktan iyileşmiş olabilirdim. Ya da sadece kendimi kandırıyordum, onlar bana nasıl yardım edebilirlerdi ki? Her gün beni içten içe sömüren bu lanet olası krizlerin önüne nasıl geçeceklerdi, bana sarılarak mı ya da bir tımarhaneye yatmama neden olarak mı?

    Fikirlerimin saçmalığına karşı kahkaha attım, uzaktan gören beni deli sanabilirdi ki öyleydim. Artık çıldırmanın eşiğine gelmiştim, günlerdir gözüme uyku girmiyordu, kabuslar artık peşimi bırakmıyordu. Kendimi fazlasıyla güçsüz hissediyordum, bir zamanlar yaşayan zeki, sevimli ve kibirli Solaina gitmişti. Bu hastalık onu çıplak elleriyle öldürmüştü, geriye kalan ise benliğimden kopmuş zavallı kırıntılardı. Öylece adımlarımın hızına, zamana dikkat etmeden ilerlerken bir çığlık duydum. Tiz, kuvvetli ve tanıdık bir çığlık. Fazlasıyla bilindik bir sesti bu yoksa çığlık atan kişinin başı dertte miydi? Koşmaya başlamıştım şimdi, ayaklarım altında kayan toprak zemine aldırmadan koşuyordum. Sonunda nefes nefese bir biçimde durduğumda kara göle gelmiş olduğumu fark ettim ve başımı kaldırdığımda, dış görünüşü benimle aynı olan kızı fark ettim. Dizlerinin üzerine çökmüştü, dalgalı saçları dağılmıştı ve titreyen elleriyle başını tutarak çığlık atıyordu. Gözlerinden akan birkaç damla yaş dikkatimi çekti, altındaki zemin ıslanmıştı bu da onun uzun zamandır orada durduğunu gösteriyordu. Önce dördüzlerimden birisi olduğunu zannettim. Birbirimizi kolayca ayırt ederdik biz diğerlerinin aksine, her ne kadar tıpatıp aynı olsak da mutlaka saçlarımızın renk tonlarından ya da giyiniş biçimimizden anlaşılırdı kim olduğumuz ve bu kız, şu an üzerimde bulunan kıyafetlerin aynısı giymişti. Yoksa o ben olabilir miydim? Peki, nasıl?

    Şaşkınlıkla ona doğru birkaç adım atmıştım farkına varmadan ve geldiğimi anlamış gibi kafasını kaldırarak gözlerini bana dikti. Gözleri, kırmızı renkliydi ve dudakları garip bir açıyla bükülmüştü. Bana bakış şekli korkutucuydu, o zaman anladım ki histeri krizlerinden birindeydim. Daha ne kadar dayanabilirdim buna? Korkmuş bir biçimde olduğum yerde taş kesilmişken ayağa kalktı, az önce çığlık atan kız bana vahşice bakıyordu ve bu sefer kahkaha atmaya başladı. ''Şimdi anladın mı Solaina? Ben aslında senim, hastalık falan değilim. Senin içinde yaşayan canavarım ben, şeytanın ta kendisiyim ve artık beni kabul etme vaktin geldi.'' Sözcükleri o kadar anlamsız geliyordu ki, önce boş gözlerle ona baktım sıkılgan bir ifadeyle koşar adım yanıma geldi parmaklarıyla saçlarımı okşadı. Sonra hafifçe boğazıma doğru kaydırdı ellerini, bunun bir histeri krizi olduğunun ve bu kızın aslında var olmadığının farkındaydım ancak nefes alamıyordum ve bu fazla gerçekti. Garip sesler çıkarmaya başladım, şimdi beni toprağa yatırarak üstüme çıkmıştı ben ise bedeni altında çırpınıyordum. Tıpkı bir ceylanın avcısından kaçmaya çalışması gibiydi hareketlerim. Tırnaklarımı toprağa geçirdiğimde, artık dayanacak gücüm kalmamıştı. O sırada tenimin altındaki taşın pürüzlü yüzeyini hissettim. Hızla kavradığım taşı üzerime çullanmış bedenin kafasına doğru geçirdim. Sonrasında gözlerimden akan yaşlarla birlikte elimdeki taşı uzağa fırlattım, sonunda ayağa kalkabilmiştim. O ise bana zafer kazanmış gözlerle bakıyordu. ''İşte, artık senin ruhunun bir parçası olduğumu kanıtladın.'' Sonra rüzgarda savrulan toz parçacıkları gibi yok oldu. Geride bacakları titreyen, terlemiş ve ürkmüş ben kalmıştım.

    Birkaç adım ötemdeki göle doğru ilerledim, yüzümü yıkamak bana iyi gelebilirdi. Cübbemi çıkararak, asamı onun cebine özenle yerleştirdim. Az önce geçirdiğim krizin etkisini hissediyordum hâlâ. Yapabileceğim bir şey yoktu, onunla yaşamaya devam edemezdim. Yüzümün iki yanına saçılmış saçlarımı kulaklarımın arkasına atarak kara gölün temiz yüzeyine doğru eğildim. Dalgalar ahenkli bir biçimde hareket ediyordu, fazla göz kamaştırıcı ve güzeldi. Sonunda suyun üzerindeki yansımama kaydırdığımda gözlerimi kendimi fark ettim. Gözlerim kırmızıydı ve psikopatça bir sırıtma taşıyordum dudaklarımda, korkuyla parmaklarımı suyun yüzeyine dokundurduğumda yine o kahkahayı duydum. Haklı olduğunu kanıtlayan bir gülüştü bu ama ben bununla nasıl yaşardım? Hastalıktan ve acıdan doğmuş bu canavarın ruhumda barındığını bile bile, yaşamımı devam ettiremezdim. Çünkü biliyordum her geçen gün ruhum ve bedenim üzerindeki kontrolü daha da artacaktı. Tamamen ruhumu ele geçirdiğinde ise sevdiğim herkese zarar verecek duruma gelecektim. Belki birisinin ölümüne bile neden olabilirdim. Gözlerimden akan bir damla yaş usulca yanaklarımdan süzüldüğünde kararımı vermiştim. Artık bunun geri dönüşü yoktu. Umutsuzca göle doğru baktım.

    Su neredeyse dudaklarıma geliyordu ve ben ilerlemekten vazgeçmedim. Her adımımda bedenime çarpan dalgalar titrememe neden oluyordu. Bir yandan da hıçkırıklarıma engel olamıyordum. Yolun sonuna gelmiştim, son nefesimi almadan önce ıslak ellerimle göz yaşlarımı sildim. Ölümümde elveda diyeceğim kimse yoktu, yapayalnız bu gölün sularında ölecektim. Son nefesimi ciğerlerime çekerek buz gibi suyun içerisine girdim. Beynim bunu inkâr ediyor ve umutsuza kollarım etrafımda hareket ediyordu. Dibe doğru çekilirken, yosunların ayaklarıma dolandığını hissettim. Gözlerimi açarak son kez baktım etrafıma, güneş batmak üzereydi ve karanlıkta olduğum kısma karşın suyun yüzeyi turuncu bir ışıkla parıldıyordu. Gülümsedim, en azından yüzümde bir gülümsemeyle ölebilirdim. Ciğerlerim havasızlığa iflas ederken, bilincim akıp gitti ellerimden ve gözlerim ölüme kapanırken bedenim çırpınışlarına bir son verdi.
    *Başka bir sitede yaptığım Rol Oyunudur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Beatricia Gallagher
Yönetim
Yönetim
avatar

Mesaj Sayısı : 584
Gerçek İsim : Yağmur
Patronus : Kuğu. Sihirsel Soy : Melez.
Özel Yetenek : Görücü.
En Belirgin Özellik : Ayşinsever
Rpg Puanı :
100 / 100100 / 100
Düello Gücü :
50 / 10050 / 100

MesajKonu: Geri: Lilth Claude.   Perş. Ağus. 25, 2011 9:46 am

Betimleme: 30
Renk ve Paragraf Düzeni: 10
Uzunluk: 5
İmla Düzeni: 10
Anlatım: 30
Kurgu: 15
Toplam:100
Aramıza hoş geldiniz.




SENİYERİM:
 

SENİDEYERİM:
 

Alİşte:
 

Ühü:
 


OHA RUPERT'İN DOĞUM GÜNÜ HERKES KUTLASIN RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT RUPERT HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM HER ŞEYİM.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://twitter.com/#!/yagmurayyildiz
 
Lilth Claude.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter İşlemleri :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: